|
Adam ve Kadın
Ve jüri sunuyu beğenmedi. Meleğin saçlarının uçları kırılmıştı. Sunu her açıdan güzeldi ama saçlar önemli bir kusurdu. Zaten ona göre onu melek yapan saçlarıydı. Adam ise onun özünü seviyordu. Adam kan kusuyordu o ise ona küsüyordu. Kelimelerin ardına saklanıyordu yine. Zaten hep anlaşamadıklarında anlaşmışlardı. Ama neyi anlamadıklarını anlatamamışlardı bir türlü. Hep anlatılamayanı konuşmak istediler. Sonunda kelimelerin zindanında şizofreni adayları oldular. Bilmiyorlardı ki bunun mümkün olmadığını ve insanlık tarihi boyunca kimsenin bunu başaramadığını. Yaşamalıydılar yaşanılmayanı ama yaşanılıyordu yaşadıkları. Adam bunu biliyordu ama yine hayatın anlamı bu diyordu o ise bu söze gülümsüyordu. Şu ana kadar istediğim her şey oldu ve ben hiç birine hayatın anlamı olarak bakmadım diyordu. Adam ise buna bir anlam veremiyordu çünkü ona göre aşkın içine inanç da giriyordu. Ve adam her şeyden önce O’na aşık olmanın gerekliliğine inanıyordu ve onu da bu şekilde sevmeliydi. Oysa ki O, adam O’na bir adım gittiğinde on adım geliyordu. Kadın ise ondan hep kaçıyordu. Akıl ve duygunun çatışmasından bahsediyordu ve hangisinin söylediğini yapacağını kestiremiyordu. Adam ise acımasızca kestiriyordu, çünkü acınacak durumdaydı, kan kusuyordu. Her şeyi göze almıştı ve sevdiği insanla ne şekilde olursa olsun mutlu olacağına inanıyordu. Zor günlerinse birbirlerini daha çok sevmeleri için bir fırsat olduğuna…. Oysa kolay bir günde zor olanı yapıyordu adam. Sus ve usulca git diyordu. Konuş ve gel diyemiyordu, dese de gelmeyeceğini biliyordu. Bir insanı sevmek başka insanları sevmeyi engellememeliydi ona göre. Ve insanların tümünü sevmeliydi insan hümanistçe.
Adam ise hümanizmaya karşıydı. İnsanın suyunun bozulduğunu söylüyordu ve herkese güvenmiyordu. Çünkü O’nun sınırlarını benimsemeyenin hiçbir sınır tanımayacağına inanıyordu. Hümanizm ise her türlü sınırın insani boyuta indirgenmesiydi. Tanrısal olana başkaldırının ilk merhalesiydi.
Adam açtı hep, ve doymayacağını düşünüyordu. Fazla bir şey istemiyordu ama istediği hiçbir şey de olmamıştı. Onun ise istediği her şey olmuştu ve adam ölmüştü ve o buna acıyarak gülmüştü. Adam zaten bundan ölmüştü.
Adam az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş sonra bir bakmış ki ardına bir arpa boyu yol gitmiş. Masalla gerçeği birbirine karıştırmış. Kendisini hep kaf dağında sanmış. Uyandığında ise böyle bir dağın olmadığını anlamış. Sonra masalın mı gerçek yoksa gerçeğin mi masal olduğuna bir türlü karar verememiş. Anlamış ki adam sadece sevmiş. Adamın kazandığı bişey yokmuş bu nedenle bişey kaybetmemiş kendisinin dışında. Kadın her şeyi bilinçaltına atmış sonra kadının dünyası tersine dönmüş. Adamın dünyası ise zaten tersmiş. Ve bu bir ümitten ibaretmiş… Ve kadın yazıyı anlamamış. Oysaki adam sadece yazmış, kış değilmiş. Yazıdan bişey anlamayanın yazı da kışmış. Adam medenileşememiş, medeni leşmiş. Bu nedenle anlatamamış derdini. Anlayacağınız her şey adamda başlamış ve bitememiş. Bu nedenle de adam bitmiş…
Ve konuşarak kendisine gelmiş adam, anlamış ki yoktur O’ndan başka sadık sevgili. Sonra susarak bu şehirden O’na gitmiş. Ve her şey başlayamadığı yerde bitmiş. Gökten bir hıyar düşmüş adamın başına. Bu nedenle adam muradına erememiş ve okuyan da kerevetine çıkamamış.
Tunç AY
|