Kadın ve Adam
Adamın anlamının anlamsızlık olması kadına anlamsız geliyordu. Kadın adamı aramamıştı, adam bulmuştu onu. Kadın adamı sevip sevmediğini anlayamamıştı. Adamın plansız olduğunu görüyordu. Adamın kendisini çok sevdiğini biliyordu ama sevmenin evlenmek için yetmediğini de. Adam çözmemeyi denedi kadını. Kadın ise çözümsüz bir denklem olmayı istiyordu. Adamın konuşmaları içki sofrasında meze gibiydi kadın için. Hoştu ama içi boştu. Kadın güçlü olmasını istiyordu adamın, adam ise kadına hayır diyemiyordu ve kadın adamın gidemeyeceğini düşünüyordu. Çünkü adamın kendisine madde ve şekil gibi aşık olduğunu düşünüyordu. Şekilsiz maddenin varolmasının ise imkansızlığını. Ama adam HİÇ, yoktan iyidir diyerek HİÇ’e gidebilirdi. Bu durumda şekle ihtiyacı kalmazdı. Ama bu zor bir ihtimaldi yine de. Öte yandan adam zor olanı kolay görmüyor da değildi.
Kadın adamın sürekli şikayetleşmesinden şikayetçiydi. Aşıktı ama aşık olmanın ne demek olduğunu bilmiyordu. Kadınsa okumuştu bu işin aslını astarsız yazılardan ve biliyordu aşkın Aşkın’dan yoksun psikolojisini ve bu nedenle inanmıyordu aşkın kutsallığına.
Kadın ne yapacağını kestiremiyordu. Adamın gitmesini ve gelmesini istemiyordu. Sonra bu belirsizlikten kendisi de sıkılıyordu. Hayatı boyunca önemli bir karar vermediğinden karar vermekten korkuyordu kadın. Anladığı kadarıyla adamı seviyordu. Geceleri onu düşünüyordu. Ama duygularına güvenmiyordu kadın. Kararını ertelemeliydi. Ama bu durumda bir çelişkiler yumağına dolanıyordu. Adam kadına yardım etmek istediğini söylüyordu ama kadın adamın da çelişkiler yaşadığını biliyordu. Adam da kendisinin pozitif versiyonuydu. Ölesiye seviyordu ama ölmek istemiyordu. Kendi ruh sağlığını düşünüyordu ve bu nedenle bitirmek istiyordu. Adam ne yapacağını kestirememekten şikayetçiydi hep. Ve işte arsızca gideceğini söylüyordu oysa bal gibi aşıktı kadına.
Kadın adamın anlamsız kıskançlıklarına anlam veremiyordu. Kendisini anlayacak ve şefkatle yaklaşacak biri olmalıydı adam. Ve beklemesini bilmeliydi. Çok sabırsızdı, her şeyin hemen olmasını istiyordu. Oysa ağırbaşlı bir şekilde düşünse kadının da kendisini sevdiğini anlayabilirdi. Ama zor olanı isteyip kolay olanı tercih ediyordu. Ama kadın adamı sevdiğini söylememişti açıkça. Adam gittiğinde keşke demekten korkuyordu kadın. Ama yine de diyemiyordu sevdiğini.
Kadın adamı acıyarak seviyordu. Adam zaten bunun için gidiyordu. Adam hastaydı kendisine ve bu kadının hoşuna gidiyordu ama boşunaydı. Vakit tamam olunca silinecekti defterden belki de. Ama belki de gittiğinde onu gerçekten sevdiğini anlayacaktı. Ufff… Kadının canı sıkıldı. Zaten sıkılıyordu hep, adam da sıkmıştı canını. Ve adam da sıradan birisiydi zaten. Belki de değil di… sorular vardı kafasında kadının. Sonra ailesine ne diyecekti. Ya adam adi herifin tekiyse. Ya değilse… ne yapmalıydı? En doğrusu hiçbir şey yapmamak ve adamın gitmesine göz yummaktı. Mutsuzdu kadın adam olmadan önce de ve varken de. Yine herkesi anlamsızca önemsiyordu. Adam onun özünü sevdiği halde güzelliğe düşkündü kadın. Herkesin kendisine baktığını sanıyordu ve güzel görünmeliydi herkese. Adam önemsizdi. O zaten aşıktı besbelli. Güzel olmasını isterdi ama ola ki güzelliğini kaybetse yine delice severdi onu. Adam serçeyi severdi zaten kadın tavus kuşunu. Sonra adam saz çalardı kadınsa gitar…
Kadın bi an kendini suçlu hissetti. Yazık olmuştu adamcağıza. Besbelli iyi kalpliydi. Gelmezdi elinden kötülük ve severdi, herkese güvenmese de, insanları. Hemencecik kaynaşıverirdi. Belki de felsefe okumasıydı onu böyle yapan.
Sonra düşündü kadın adamın yazıları üzerine söylediklerini. Yaşamadan yazamazsın gibi bişey dediğini anımsadı. Adam psikopatolojik vakıa diye düşündü. Yazılardaki kahramanlardan bile kıskanıyordu onu. Sonra adamın sözleri aklına geldi. Bir yazardan yazdıklarını yaşamasını beklemek haksızlık demişti. Ama adam paradoks içindeydi. Çünkü yaşadıklarını yazıyordu.
Kadın uzun uzun düşündü. Adamı seviyordu içten içten. Ama vazgeçilemeyen kimse olamazdı dünyada. Hem vazgeçen adamdı. Zaten adam bulmuştu onu. Kadının ne suçu vardı. Adam geldiği gibi gidiyordu. Kadın bi an kal dediğini hatırladı. Ama hala sevdiğini söylememişti. Ne yapmalıydı? Bu adam gidemez diye düşündü… Sonra ya giderse diye… Ve adam gidiyorum dedi. Kadın haykırmak istedi adamı sevdiğini ama sonra sustu… Gökten bi şey de düşmedi. Adamın kafasına hiç olmasa hıyar düşmüştü. Kadının yine canı sıkıldı… ve bütün yazdıklarını çöpe attı.
Tunç AY
|