|

kasaba kasvetlidir
arkasından bakıyorum,beni terkedip giden bir sevgilinin ardından bakar gibi, seyrediyorum uçup giden zamanlarımı,olmamış mevsimlerime ağlıyorum,olmamış çocuklarıma...yıllar sonra gelinen babaevlerinin ürpertisi içindeyim,oysa dönülmemeli bırakıp gidilmiş garlara,orda ölü anneler bekler adamı,gölgeleri dolanır ayyaş babaların,kokusunu duyarsınız evde kalmış ablaların...mevsimler...mevsimler...ben sahi hiç oldum mu sizinle...sarardım mı güzlerinde,terledim mi sarı sıcaklarında upuzun yazların...kimse yok şimdi,gar ıpıssız,yoksa ben mi göremiyorum insanları...peki bu çocuk sesleri nereden geliyor,bak işte gülüşüyorlar,hadi hadi diyor biri koşalım,kasabadan uzaklara...şu tepelere doğru...bir iki adım atıyorum,çocuklar neredesiniz,bekleyin beni...sesler kesildi..gittiler,yoklar...olsun,ben de gidiyorum arkalarından....
* * *
sonsuz göklere bakıyorum,upuzun,masmavi,yemyeşil göklere...bulutlar dedemin sakalından daha beyaz,türkçe kitabındaki çocuk gibi ben de yarışıyorum rüzgarla,dünyanın en güzel yağmurları bu topraklara yağıyor,evimizin önünde çıldırmış erik ağaçları,kasabanın altından geçen boklu derede kurbağalar vırak vırak sabahlara kadar ne söylüyor ,''oğlum''diyor Necmi sümüğünü çekerek: ''bunlar var ya dua ediyorlarmış sabaha değin,valla billa Ekrem hoca söyledi oğlum,inanmıyor musun yoksa...'' Necmi, hocaya gidiyor hergün,en iyi arkadaşım ''sümüklü Necmi'' bi bana kızmıyor böyle söylediğimde,arasıra ayartıyorum,camiden kaçıp,akşama kadar ayak basmadığımız mahalle,yağmalamadığımız meyve bahçesi kalmıyor.kasabanın az üstünde tren istasyonu,dumanlar içinde geçip giden ıssız vagonlar ,yarışıyoruz,el sallıyoruz pencerelerdeki kederli bakışlı yolculara,kasabanın serseri çocukları gibi taş da atmıyoruz,fatma öğretmen öldürür bizi,istasyonda necmiyle kovboyculuk oynuyoruz,büyüyünce tren soyacağız mutlaka,her şey neden tozlu,her yer neden böyle ıssız,annemin gittiği günkü gibi...
yine böyle bir gün Ekrem hoca yakaladı beni,attığı tekme yüzünden kafamı musalla taşında yardım,Necmi ne çok ağladı,ben donup kalmıştım,öylece elimdeki kana bakarak...dedem sağlık ocağında kafamı sardırırken de hiç ağlamadım,aferin dedi hemşire abla,ne kadar da yiğit bir çocuk,upuzun kahverengi saçları vardı hemşirenin,boklu derenin kıyısındaki söğütlerin kokusunu duydum....oysa yiğit değildim ben,suratsız Ekrem hoca rüyalarıma giriyo,upuzun yeşil cübbesiyle,kömür gibi kapkara sakalıyla cami avlusunda beni kovalıyor,kafir veled,melunnn..diye bağırıyor,ter içinde uyanıyorum,başucumda ablamın kokusu...tamam,geçti yavrum diyor,cennet gibi güzel sesi,anneme benziyor...
kurbağaları da sevmiyorum,vırak vırak vırak her gün ne dua ediyorlar,yarın tatil, Necmiyle sabah sapanları alıp dereye iniyoruz,mahallenin en iyi sapanı bende,abim davun ağacından yaptı,hem de ateşe tutup kavurdu,yanık kırmızı rengini çok seviyorum.kurbağalar sustular''oğlum istersen gidelim,bekir emminin elmalığa gidelim,Ekrem hoca günah diyo,Allah bizi cehenneme atar...''dinlemiyorum onu,suyun üstünde yapraklar, şişman çirkin kurbağayı görüyorum,Ekrem hocaya benziyor,taşı fırlatıyorum,vırk diye bir ses,suyun üzernde sırtüstü düşüyor kurbağa,''öldürdün oğlum zavallıyı,ya onun da annesi babası varsa,cehennemde yanacaksın...''bir garip oluyorum,ölü kurbağanın beyaz karnına bakıyorum,nasıl başım dönüyor,midemde bişey yükseliyor,Necminin üstüne kusuyorum...necmi bağıra çağıra küfrediyor,zır zır ağlıyor,sümükleri sel olup taşıyor,''ne yaptın oğlum,annem kafamı kırar odunla...seni öğretmene söyleyeceğim işte,diye bağırıyor arkamdan..bu tehdit ömrümün geri kalan kısmını tımarhanede geçirmem için yeterli.fatma öğretmenin ince, titreyen elini kulağımda hissediyorum,bir kaç gün önce yediğim tokat şaklıyor yüzümde...
bu ilk cinayetim.Ekrem hocayı görüyorum sanki,kocaman elini bana doğru sallıyor,parmağı beni gösteriyor,melun melun,bağırıyor,Allah, diyor o kara bulutların arkasındaki Allahı çağırıyor işte yine,bana kocaman taşlar atacak olan Allahı...derenin kıyısına,otların arasına çökmüş Necmi sümüğünü çeke çeke ağlıyor,üstü başı leş gibi,yüzüm sapsarı,onu öylece bırakıp kaçıyorum,gökler yürüyor,başımın üstünde kırlangıçlar,ölü kurbağa mı geliyor arkamdan,Ekrem hocanın sakalları mı ensemdeki dikenler,kaçıyorum,kaçıyorum,duyuyorum orda,kurbağalar beddua ediyor,kalbim atıyor, incecik kaburgalarımın altında güm güm öten,hep o beyaz renk,kirlenmiş beyaz,Necminin annesinin yaptığı yoğurtlara benziyor,daha da artıyor tiksintim,burnumdan ağzımdan acı sular geliyor,yerlere yuvarlanıyorum.sarı dikenlerin arasına düştüm,kokusunu alıyorum otların,dilimde toprak tadı,necmi beni yakalayamaz,ekrem hoca bulamaz,ama orda bulutların arasındaki gözler,hep görüyor beni,korkuyorum,ellerim başımda, taşlar yağacak üstüme,annemin evden gittiği günki kokuyu duyuyorum,babamı ağlarken gördüğüm akşamki kokusunu da...
ağlamak istiyorum,boğazımda kuru ekmek gibi bişey,yutkununca acıyor,annemi düşününce de böyle,ağlasam,ağlasam o zavallı kurbağa dirilir mi,yosunların içinde vırak vırak vırak...koşuyorum,nefes nefese koşuyorum,yemyeşil buğday tarlalarından,kurumuş dere yataklarından geçiyorum,ter içindeyim,saçlarımdan buharlar,kimse yetişemez bana,ne necmi,ne o şişko kurbağa,ne de ekrem hocanın gökte oturan sinirli tanrısı...
kasaba gerilerde kaldı,ağaçların serin gölgelerinden,kuş cıvıltılarının arasından rüzgari duyuyorum,yaprakların hışırtısını,soluk alıp verişimi,tren düdüklerini, ayaklarımın altında çıtırdayan yeri,acı olan bir koku yok burda..uzanıyorum,güneş lekeleri düşüyor yüzüme,çok yorgunum...
uyumuşum,ve her şey susmuş,içimdeki gümbürtü,kuşlar,kavakların hışırtısı,her şey.
* * * o yıl yaz erken geldi kasabaya,kocaman damlalı yağmurlar boklu derenin suyunu kabarttı,kurbağaların şarkıları bitti,necmiy'le o gün hakkında hiç konuşmadık,babası hacıydı arkadaşımın ve okuldan artan zamanları tamamen ekrem hocanın yanında geçmeye başlamıştı,arasıra demiryolunda yürüyüp konuşuyoruz,artık trenleri soymayı düşünmüyor necmi,günler geçiyor,konuşmalarından kıpkızıl alevler,kapkara dumanlar yükseliyor,bana uzun uzun büyük bir zevkle kabir azabından,münker nekirden,azrail diye bir ölüm meleğinden,ve daha bir sürü anlayamadığım beni korkutan şeylerden sözediyor,en sert hadislerle en tehditkar,içi cehennem,alev dolu kelimelerle kırbaçlamaya bayılıyordu beni ,onunla yaptığımız şeyleri artık tekbaşıma yapıyorum,istasyonda banklara oturup tren bekliyor,sığırcık avına gidiyor,derenin kıyısında uzanıp sulara çiçek atıyorum,akşamlar yok,sabahlar yok,zaman yok henüz,sular ağır ağır akıyor,suların aktığı yerleri düşünüyorum,ölüp giden kurbağaları,...
leylekler geldi,kasabanın üstünde uçup duruyorlar,yağmurlar dindi,mahallemiz toz içinde yine,uzak tepeler sapsarı buğday tarlaları,okullar kapandı,bir oh çektim,karnem idare ediyor,üç ay kuşlar kadar özgürüm,ne kitap ne defter,ne fatma öğretmen ve onun sinirli elleri,bunları sonsuza kadar necminin gidip de görmüş gibi anlattığı cehenneme göndermek istiyorum,babam artık her akşam sarhoş geliyor eve,abim yeni açılan kereste fabrikasına girdi,yüzünü bile görmüyorum,ablam berbat yemekler yapmaya devam ediyor,odasına kapanıp fotoroman okuyor,bazı akşamlar bana gelip sarılıyor,ağlıyor,buna katlanamıyorum,o da annem gibi kokuyor işte...
* * *
gökte ay kocaman oldu,eriyip gitti sonra,geceler bir yudum,uzun gündüzler de dağların ardında kayboldu,içimde,karnımın üstünde deli bi korku,yaz bitti,kış hazırlıkları içinde kasabalı,mahalleler kuşburnu,salça kazanlarıyla doldu,istasyonda kimse durmadı,bir kaç ihtiyarı mezarlığa yolcu ettik,dedem zaten ölümsüz,her şey aynı,eylül de geldi,okulla ilgili bütün korkularım, o cehennemden nasıl oldu da döndü,anlamadım,akşamları bir türlü ısınamıyorum,son özgür zamanlarım,belki geçen yaz fatma öğretmen ölmüştür,tayini çıkmıştır,boş hayallerim,necmiyle zaten görüşemiyoruz,hasta olduğunu duydum,önemsiz dediler,o akşama kadar...dedemi ablamla konuşurken duydum,necmiyi ankaraya götürdüler,kan kanseriymiş,ağırmış,geç kalınmış,akşama sabahaymış...kanseri duymuştum ve mutlaka ölümle ilgili olduğunu da,içimde kurbağayı öldürdüğüm anda duyduğum korku,banyoya atıyorum kendimi,öğüre öğüre...bu..bu...bu da necminin kokusu...
günlerce yattım,sonraki günlerde hiç dışarı çıkmadım,necmiden bunu beklemezdim,o da bir akşam-tıpkı annem gibi-o kara trene binip gitti işte,başka bişeye inanmıyorum,cennete gittiğine de...
bekliyorum... biraz daha... sonra ben de gideceğim uzaklara....çok uzaklara...
Bülent Gariboğlu
|