son ya da başlangıç - "aşıkların bAŞKadır yOLu..." - Blogcu



"aşıkların bAŞKadır yOLu..."

1/12/2006 - son ya da başlangıç

"Ahmet Koçak için..."

SON YA DA BAŞLANGIÇ

 

ZELHA GELMEDİ ama mutlaka gelecek. . .  
lojmana gidip yıkanıyorum,  artık hangi su arıtabilir beni. . .  
kur'an okuyup,  namaz kıldım, birkaç parça eşyam, valize dolduruyorum, kitaplar burada kalacak.  
derin rüyasız bir uyku. . .  
cemaate hiç bir şey söylemiyorum,  namazı kıldırıyorum,  işte gittiler,  gün ağarmadı daha,  avluda sessizce adımlıyorum,  ayaklarımın altında çınar yaprakları,  ıslak,  demek gece yağmur sepelemiş, lambalar söndü, odaya dönüyorum,  cübbem sarığım, özenle katlıyorum, bir ölüye yapılan son görevdeki incelikli törensel hareketlerle, avlunun demir kapısını kapatıyorum, hüzün değildi hissettiğim, tek bir duyguyla açıklanamayacak denli karmaşık şeyler, ne önemi var şimdi bunların, kimse görmesin beni, bir iki meraklı ihtiyar yolumu kesmesin, geldiğim gibi sessizce giderim. . . Yusuf değilim ben, Yusuf değilim. . .  

ilk otobüsle gerilerde kalıyor kasaba, cebimde istifa dilekçem. . .  

başımı cama dayıyorum, omzuna yaslanacak bir dostum olmadığına göre,  belki  bu da benim hatamdı, diğer yaptığım aptallıklarım gibi. . . akıp giden boz tepelere bakıyorum, sapsarı harman yerlerine, zelhanın yüzünü görüyorum her yerde, günah sevap defterimde seni nereye kaydedeceğimi bilemiyorum, benim sevgili suç ortağım. . .  

sonra. . .  
sonrasını kim bilebilir. .  
ben abdullah. . . sadece bu, sıfatsız, isimsiz. . . biri. . .  
içindeki acı suyun farkında olan bir çocuk,  
BÜTÜN FETVALARIMI YAKTIM,  
çıkınımı topladım, yola koyuldum, hikayem burada bitiyor. . .  

 

*   *  *

2 AY ÖNCE
MAYIS SONLARI

Cemaat dağıldı, cemaat dediğim bir kaç ihtiyar, bir iki çocuk, kasabanın dindar ailelerinden tek tük gençler, hakkımda ne düşünüyorlar, bana alıştılar mı, bilmiyorum. yaz gecesi, lacivert gökte yıldızlar ışıl ışıl, tenha sokaklarda belli belirsiz ayak sesleri, erkenden yatıyor kasabalı, düğün falan olduğunda başka,  o zaman sabahlara kadar davul zurna, arka sokaklardan naralar, peş peşe havaya sıkılan mermilerle küçük bir şehrayin yaşanıyor burada, gündüz içe atılan nice duygu,  karanlık basınca yavaştan kımıldanmaya başlıyor, bazen de geç saatlerde bir iki sarhoş, hedefi belirsiz, birilerine ya da bir şeylere küfrediyor, sonra sessizlik, her şeyin ölümlerin, düğünlerin kavuşmaların ve bitişlerin ardından gelen. . . yumuşak rüzgarın dallarda dokunuşları, bazı uykusuz baykuşlar, uzak çiftliklerden köpek havlamaları. . .  

bu gece  çok sakin, diğer tüm geceler gibi aslında,  ben bu caminin imamı,  kasabaya geleli  bir kaç gün oluyor, pek alışık değiller bu kadar genç bir imama, bazan hocaefendi, kimi imam efendi, nadiren de hocam diyorlar, bekar olmamı yadırgıyorlar biraz, daha önce gelenlerin hepsi evli barklı adamlarmış ve tabii yaşlı, ben biraz çizgi dışıyım bu anlamda, ilk günler mesafeli bir saygı içindeler, ilk cuma, ilk hutbe, sanırım yavaş yavaş kabulleniyorlar, okuduğum kur'anı beğendiklerini hissediyorum-sesim güzeldir, hitabetim de-akıcı, düzgün - verdiğim vaazlara bayıldılar, belli etmeseler de. . . camiye bitişik lojmanıma cemaatten gelenler oluyor, cevaplarını kendilerinin de bildiği sorular yöneltiyorlar bana, beni tartıyor, oturmama, bakışlarıma, notlar veriliyor, hissediyorum, hadi oradan diyorum onlara,  daha ne biliyorsunuz ki, beni ne tanıyorsunuz ahmaklar, cahil kasabalılar, ilahiyatın en parlak öğrencilerinden biri olduğumu nereden bileceksiniz, bütün arkadaşlarım hatta hocalar bana geleceğin büyük alimi olarak bakıyorlar. . . dı. . . sonra, sonra ne olmuştu sahi, onca kitaptan onca yoğun eğitimden sonra ne oldu, okudukça kabardı kibrim, hocalarla bile polemiklere girip onları mat ettiğimde, öfkeli terli yüzlerini gördükçe, İÇİMDEKİ SEVİNÇ BÜYÜLEMİŞTİ BENİ, olur olmaz konuşuyor, sivri dilim, inanılmaz birikimimle kısa sürede onlarca düşman kazanıyordum, şifa bulmaz yaralar açıyordum insanların benliğinde-ah bu affedilmez bir suçtur bilirim-siyasi konularda dergilere hırçın yazılar yazıyor, gösterilere katılıyor, en hızlı gruplarla düşüp kalkıyordum, son sınıfa geldiğimde siyasi şubenin bütün elemanlarını tanıyordum artık. . .  

sonra, sonra ''mektebi yusuf''günleri, günleri diyorum, ayları olsaydı-ki yılları da olabilirdi pekala-şu an imam bile olamayacaktım, neyse ki bir iki hocamın ve  babamın ankaradaki hatırlı dostlarının  da yardımıyla birkaç hafta sonra  serbest kalabildim, tutuksuz yargilanıp beraat ettim.  fakat bu hızlı günlerim tüm istikbal beklentilerimi tuz buz etti, önemli olan ''rızayı ilahi''değil miydi zaten, sınanma yurdu değil miydi dünya, sırf bu yüzden babamı, annemi bütün ailemi bile acımasızca eleştirmemiş miydim, onlar da müslümandı ama eksikti bir şeyleri, BİLMİYORLARDI. . . BEN BİLİYORDUM. . . , kendi şehrimin, kendi hocalarımın da, o yaz tatillerinde ne kadar cahil olduklarını, görmüyor muydum, içimde o şehvetli sevinci duyardım yine, okuduğum kitapları hayatlarında duymamışlardı, mükemmel seviyeye getirmiştim arapçamı, bol keseden fetvalar dağıtır olmuştum, tefsir hadis, gürül gürül cuma vaazları davet edildiğim camilerde, bir misyonum vardı benim, SOKAKTAKİ HERHANGİ BİRİ DEĞİLDİM BEN, Allah bu beyni bana boşuna vermiş olamazdı, ne kızlarla ilgiliydim, ne sinema , ne tiyatro, arkadaşlarım aptalca bir özentinin içindeydiler, tıpkı o sadece kimliklerinde ''müslüman''olan züppe entel gençler gibi yaşamak istiyorlardı, zehirli dilimden nasıl da kaçarlardı, bütün bekar odalarında, bütün tartışmalardan galip çıkan bendim, sabahlara kadar her yere BENİM BAYRAĞIMI dikiyordum. biri bi kıza aşık mı oldu, dayıyordum fetvayı, biri imam nikahı mı yapacak, hemen ordaydım, sünger gibi belleğim, okuduğum her şeyi emiyor, iman diyorum gırtlağımdan çıkan kendinden emin  sesimle,  hadis,  kur'an,  ayet,  tağutlar,  belam,  putlar. . .  
artık bu kelimelerle mitralyöz gibi biçiyorum muhataplarımı,  şeriati' lere laf yetiştiriyorum, mevdudi'nin tefsirini nerdeyse yeniden yorumluyorum,  yoldaki işaretler'den sınav yapıyorum BİZİM ÇOCUKLARA. .  

DEVRİM YAKIN GÖRÜNÜYORDU, insanlar inim inim inledikleri bu dünyevi saltanatın zulmünden kurtarılacaktı, İNANÇLARIMIZI ÖZGÜRCE YAŞAYACAKTIK, işte kalabalıklar akın akın İSLAMA koşuyorlardı, her gün onlarca kitap basılıyor,  mitingler, konferanslar düzenleniyor, islami tv kanalları açılıyordu, HÜKÜM ALLAHIN'dı ve kafirlerin mezarlarına tüküreceğimiz zamanlara gelinmişti. . .  

 

*  *  *

HER ŞEY BİR ANDA BİTTİ. . . bir yerlerde yanlış yapılmıştı, rabbimiz yeni bir sınava sokmuştu bizi, sancılı, ağır bir sınava. . . herkes dağıldı bir yerlere,  okuldan atılmama ramak kalmıştı, bir şekilde bitirip memlekete döndüm, KOYU BİR SESSİZLİĞE GİRMİŞTİM, odama kapandım, içimde derin bir kırık meydana gelmiş, acı kuşkularla inançlarımı gözden geçirmeye başlamıştım, sapıtıyor muydum, rahmetten ümit kesmişlerin yolunda mıydım, bilmiyordum, aylarca kimseyle konuşmadım, annemin tedirgin bakışları, sessiz gözyaşları altında iki yıllık bir inzivaya gömülmüştüm, anlamlandıramıyordum olanları, hiç bir ayet, hiç bir tefsir şifa olmuyordu yaralarıma, annem evlendirirsek bu çocuk iyileşir diyordu, babam çok daha serindi oğlu konusunda, hiç bir şey söylemedi, az çok da biliyordu olanları, intikam soğuk yeniliyordu ve belki o da yaşamıştı hayatının bir döneminde böyle bir İMAN buhranını, kendi halime bıraktılar sonra, neyse böyle devam edemezdi ve işte bu kasabada imam olarak serdim postumu, kafası karışmış , yaşama tutkusunu da epeyce yitirmiş bir genç adam olarak. . .  

*   *   *

ay ışığının içinde asırlık çınarlar, bu kasabaya tahammül etmemi kolaylaştırıyor,  günün en aydınlık saatlerinde de, gecenin zifiri karanlığında da beni dinlendiren bir müziği var bu mütevekkil ağaçların, avluyu çevreleyen yüksek duvarın az ötesinde sokak lambası, geniş yapraklar arasından yemyeşil döküyor ışıklarını, her yer yumuşacık gölgelerle dolu , şadırvanda iyi kapatılmamış bir musluk inatla damlıyor, büyülü sessizliğin içinde belirsiz gece kuşları, erkenci ağustos böceklerinin uzak mızıkaları dağılıyor boşluğa, seviyorum bu sessizliği bu terkedilmişliği,  kimim ben ? imam abdullah efendi, BEN   KÜÇÜK BİR KASABADA İMAM HA,  DAHA NELER,  rüyalarımda görsem inanmazdım, bir zamanlar bilgisiyle sarhoş olmuş -ne derdi ismail hoca, oğlum bilgine güvenme, iblis kadar bilgili kimse olmadı alemde- daha otuzuna bile varmadan tükenmiş, şüpheler içinde boğulup kalmış, yorgun bir islam savaşçısı, oysa ne güzel döşemiştim zihnimdeki evi, şunlar kesin doğrular, şunlar külliyen eğriler, şunlar ateşte ve bahçedekiler. . . kimi geceler yattığımda ıssız dümdüz bir ova görürdüm,   köşküm bu geniş arazide YEŞİL DEVASA BİR YAPIYDI, burası cennetimdi işte,  hayalimde de olsa altından bir ırmak geçiremezdim, ve hurilerim vardı elbette, çaktırmadan da olsa fakültedeki güzel kızlara bakardım, hep bu kızları düşlerdim bu büyük malikanemde, sonra gülümser, bunları arkadaşlarımdan biri duysa tüm karizmamın yok olacağını düşünürdüm. . .  

caminin büyük süslü kapısı önünde eski bir kilim, oturuyorum, ellerim sakalımda -çoktan keseceğim,  kasabalıdan çekiniyorum- soruyorum kendime,  nereden nereye  geldim ve şimdi nereye gidiyorum, aslında artık bunlardan da uzaklaşmak istiyorum, rahatım burada, zamanım çok, yeni bir hayatın kozasını niçin örmeyeyim, hayat bir denemeyle bitmez ya, asıl sorun hayatımı neyin üzerine oturtacağım , herhalde insan,  en aptalı bile mutlak bir saçmalığın içinde yaşayamaz, biraz durdum bundan emin değildim, basbayağı da vardı böyleleri,  gerçekten zordu bir yön bulabilmek, hele benim gibi çok uzaklara sıçramışlar için, kaldı ki bu ülkede işler böyle yürümüyordu, birey değil cemaat yapılanmalarıyla oluşmuş bir dokusu vardı yaşadığım coğrafyanın, iyi kötü, doğru yanlış buydu içine doğulan kültür. . . eski günlerine mi dönüyorsun abdullah diyorum, iki yıldır bitiremedin şu iç konferanslarını. . . zeki bir adamdım,  evet doğruydu, ama ön kabullerle başlamak belki insanı deliliğin karanlık alanlarından korusa da, onu kendini inşa etmiş, kendi kafasını taşıyan bir adam haline getiremezdi, kim içinde yaşadığı evi yakmak ister ki, deliler. . . evet delirmek gerekiyordu, iman öğrenilemezdi, sadece AKTARILABİLİRDİ,  ve bu  sadece gerçekten olgunluğa varmış, KAMİL biri tarafından yapılabilirdi, burada tuhaf bir noktaya geliyordum, üniversite de ateistlerden, dinsizlerden çok sufi akımı eleştiriyordum, yanlış söyledim nefret ediyordum,  -ah az mı karıştırdım kafalarını o tertemiz derviş gibi çocukların- tasavvufa karşı inanılmaz bir tepkim vardı, onları en olmadık kelimelerle tekfir ederdim, şimdi geldiğim yere bak. . .  
iç konuşmam bitti, böyle zamanlarda fizik varlığımı unutuyordum adeta, boş veer diyorum, enikonu  huzurlu sayılırım, beni kimse tanımıyor  nasıl olsa,  sular durulana kadar kalırım burada, istediğim gibi okur yazarım, kim karışır. . .  yapman gereken şu yaşlı hacıların mekke anılarına katlan,  kasabalının çocukça sorduğu dini meselelere cevap yetiştir, kimin umurundasın,  ne etliye ne sütlüye karış, fazla da kendini gösterme,  dilinin,   bildiklerinin seni ne hallere düşürdüğünü unutma, böyle diyordum diyordum ama, cumalarda sıkı vaazlar veriyor, onları saf ahlakın tokatı, namazın orucun keskinliği ile terbiye etmeye çalışıyordum,   beni basit bir cami hocası olarak görmelerine dayanamazdım, derin bir ilme  vakıf, takva sahibi, irfan sahibi bir adam olduğumu da az çok hissettirmekten kendimi alamıyordum,  tabii biliyordum bunların da çocukça şeyler olduğunu, hafiften gülümsüyordum, alaya almak değildi bu,  kendi sözlerimi ciddiye almamak da değil, daha çok asıl söylenmeyen, hiç söylenemeyecek meselelerin varlığını bilmenin getirdiği yorgunluk belki de. . .  


İşte sabah serinliği, kuşlar çığlık çığlık,  uyanıyorum, yılların alışkanlığı,  zor gelmiyor, ne karışık rüyalar gördüm öyle,  -uzun karanlık bir koridorda yürüyorum, elimde ince çok ince bir ip, koptu kopacak- ezanı okuyorum,  ihtiyarlar  gelmiş -hepsi çoktan ölmüşler de son bir işleri var dünyada, bir türlü ayrılamıyorlar- öksürükleri, romatizmaları, tespihleriyle , çok ötelerde başka bir boyutun günlerindeler, namazı kıldırıyorum, ağır aksak çıkıyorlar,  girişteki sütuna yaslanıp uzaklaşan yıldızlara bakıyorum, caminin bitişiğindeki evin, demir kapısı açılıyor. . .  

bal rengi dalgalı saçlar, hafif uykulu bir yüz, göz göz geliyoruz, Allahım kim bu kadın, ve niçin kendimi alamıyorum onu süzmekten, titriyorum, daha önce hiç hissetmediğim bir acıyla uyarılıyor tenim, YAKICI,  ATEŞİN DEĞMESİ GİBİ,  göğsümde bir tıkanma ve sendeliyorum, bir müddet öylece kalıyoruz, gözlerini çekiyor, indiriyorum başımı, PİŞMANLIK ARIYORUM KALBİMDE, HEYHAT ! kalbim bıraktığım yerde değil, bir taş parçası halinde, içimde azgın bir iblis,  kahkahalarını duyuyorum, bir daha diyor bir daha bak, nasıl güçlü bir emir, itaat ediyorum, kadın avluda bir şeyler arıyor, bir hayal sanki, ya da rüyalardan yontulmuş ışık yansıması,  işte diyorum cennetimdeki o şahane dilber, bana dönüyor, yüzüne düşen saçları bir baş hareketiyle arkaya atıyor, gözleri gözlerimde, içimdeki molla kaşlarını çatıp en tehditkar ayetleri sıralıyor, arapça türkçe iniyor ruhuma çekiç gibi, ALLAHIM DUYMAK İSTEMİYORUM, ihmal edilmiş etim, ihmal edilmiş her şeyim isyan halinde, molla haykırıyor en sakallı haliyle, YUSUF PEYGAMBER NE YAPTI, YUSUF'U HATIRLA, ben yusuf değilim diye cevap veriyorum, avazı çıktığı kadar bağırsın ruhum, ben yusuf değilim, ama o ZELHA KADAR GÜZEL, BEN ÇÖLLER KADAR SUSUZUM. . .  

hafifçe gülümsüyor mu, sanki, sonra dönüp evin kapısına doğru gidiyor,  omuzlarının üstünden o muzip genç kız tebessümü, siyah bir şimşek parıltısı bütün varlığımı yalayıp geçiyor, PARAMPARÇAYIM, sağıma soluma bakıyorum, gizli gözler arıyorum beni ayıplayacak, kimse yok, kimse yok,  kimse yok. . .  

sonraki günler cehenneme attım bedenimi, kabuslar gördüm, tövbeler edip gözyaşlarıyla uzun namazlar kıldım, nafile. . . en olmadık zamanlarda o yumuşacık bakışlar, o baygın genç kız tazeliği, her şeyin üzerinde dalgalanmaya başladı, Adem Atam da demek böyle sürüklenmişti, şimdi aynı hikaye ben de devam ediyordu, korkuyla irkildim, bunu daha önce hiç anlamamışım, bütün ayetler şu anda benden geçiyordu, aslında hep böyle olmuştu, TEK BİR İNSANDA BÜTÜN EVRENİN ÖYKÜSÜ YAZILIYORDU, kelimeler başka, hayat çok daha başkaydı, işte iblis bana da o YASAK AĞACI işaret ediyordu, ve Allahım,  FISILTISI NE KADAR GÜÇLÜYDÜ. . .  

*  *  *

Acı konuşmalar yapıyordum kendimle, içimdeki o yaman molla ne kadar teolojik bilgisi varsa döküyordu ortaya, hiç de makbul bir kul olmadığımı, takvanın t'sinin bile bende görünmediğini söylüyor, beni gündelik hayatımın dışında,  ağrılı paralel bir boyutta yaşatıyor, en kızıl cehennemlerden sahneler tasvir ediyordu. . . bir zamanlar hiç sevmediğim sufilerin kadınla, aşkla ilgili karışık ama etkileyici yorumlarıyla cevaplar yetiştiriyorum, bir düşten kalan uçucu anılar gibi kadının yüzü her şeye yapışıp kalıyor, sonra yine tövbeler, ne yapsam, ne etsem. . . . öylece kalıyorum.  ilk defa bir kadına bu denli  hayranlık duyuyorum, yıllarca bedenimin ateşini, bu kavurucu yıkıcı duyguları, yoğun okumalarım, günlük hayatın içindeki yorucu devinimlerimle,  beni halsiz perişan eden riyazatlarımla kısmen yeniyordum, şurda burda  toplantılarda gördüklerimi de pek kadından saymazdım zaten, çok bilmiş  kızlar, gülerdim hallerine , onlar bu işlerle uğraşmamalıydı bence, o fikirler iğreti dururdu onların ağzında . . . hem açıkçası gizli bir düşmanlık duymamış mıydım kadınlara . . ? nice dava adamının,   bu havva kızları değil miydi ayaklarını kaydıran, bir kızla asla bir arada duramaz, huzursuz bir duygunun beni içine çektiğini hissederdim. . . peki şimdi. . .  

iyice zayıfladım son günlerde, yüzüme bakıyorum, gözlerim alev alev, elmacık kemiklerim nasıl da fırlamış, doğru dürüst bir şey yediğim de yok zaten,  benzim soluk, sakallarıma vakitsiz beyazlar düşmüş, bu arada kadının kim olduğunu öğrendim, eşraftan birinin ikinci hanımı, ara sıra katılıyor cemaate,  ellisinde var yok, iri yarı bir adam, çirkin ama güler yüzlü,  saygılı,  karısı ölünce evlenmiş ZELHAMLA, karşı tepelerdeki bir köyden almış, yoksul bir kızmış, içim nasıl burkuluyor, bunları ziyaretime gelen cemaatten öğreniyorum, zaten kasabada ne var ne yok bana yetiştiriyorlar,  onlara çay pişirip bisküvi ikram ediyorum, acıyorlar biraz halime, evlenmem gerektiğini söylüyorlar, hatta istersem kasabanın iyi ailelerinden biriyle bu konuda görüşebileceklerini de. . . , yuvarlak sözlerle konuyu değiştiriyorum,  eh bu konuda eski bir ustayım ben. . .  

Günler böyle geçiyor, o yanlış sabahı , hayatımdan siliyorum yavaştan, avluda dolanma huyumdan da vazgeçtim, televizyonum yok, radyo dinliyorum, ikindiden sonra biraz uzandım, kapı çalıyor, yine mi cemaat, az önce gittiniz ya hu,  üstüme bir şeyler geçiriyorum, tam da uyumak üzereydim, kapıyı açıyorum: ALLAHIM. . .  O. .  ZELHA. . .  kıpkırmızı oluyorum, yüzünde sakin, hafif bir tebessüm,  elinde bir tepsi, yemekler. . .  buyrun. . . diyebiliyorum, mantı yapmış,  komşularıymışım, misafir sayılırmışım, bir ihtiyacım olduğunda kapılarını çalabilirmişim. . . bunları ne zaman söylüyor, kaçamak bakıyorum gözlerine. . .  SEN YILLARDIR NEREDEYDİN ZELHA. . . hiç bir kitap beni böyle sarhoş etmedi, hiç bir namaz beni uçurmadı göklere. . . kırık dökük teşekkürler ediyorum, sesimi tanıyamıyorum, özürler diliyorum, açık mavi başörtüsünün çevrelediği yüze bakıyorum, gülümsüyor, leylak kokuları geliyor kadının gülüşünden, her yer onunla dolu, tepsiyi uzatıyor, elleri ellerime değiyor, SEN BİR DÜŞ OLMALISIN ZELHA, ve ben uyanmak istemiyorum, ne içimdeki molla, ne kızıl ateşler, ne de iblis. . .  hiç bir şey umurumda değil artık. . . biliyorum, kanımın akışını duyuyorum ve haykırıyorum, salgı bezlerine hangi din karşı koyabilir ki. . . ne Adem atam, ne Yusuf peygamber, her şey siliniyor bir anda. . . .  

hoşçakalın diyor, beni bu çölde bırakıp gidiyor ZELHA. . .  

Garip bir şekilde rahatladım, orada bir şeyler olsaydı belki de  kendimi daha korkunç acıların içinde bulacaktım, ama işte kadın geldiği gibi gitti,  sabahları avluda oturuyor, kaçamak gözlerle onu arıyordum, peki ne olmuştu bana böyle, neydi bu pervasızlık, daha bir hafta önce sırf onu seyrettim diye nice tövbeler etmiştim, ıstıraplar çekmemiş miydim. . . ah bunun cevabı kolaylıkla verilemezdi, ama sadece şunu söyleyebilirim. . . YA BİR CİNNETİN AREFESİNDE YA DA. . . gerisini bilmiyordum. . . bir saat kesinliğinde gündelik işlerimi yapıyorum, dışardan bakıldığında dikkat çeken bir şey yok, o yine avluda görünüyor bazı sabahlar, tehlikeli bir aşk oyunu oynuyoruz, ÖLÜME VE FELAKETE YAKIN HER ŞEY NİÇİN BU KADAR GÜZELDİR SANKİ, Adem atamızın men edildiği o ağaç, gibi mi. . . ve diyorum, benim de yoldan çıkma hakkım var, SENİN RAHMETİN SONSUZ VE BEN ÇOK ZAYIFIM,  payıma düşen günahları istiyorum,  ŞEYTANA KIZAMIYORUM -DÜŞMANIM OLAN ŞEYTANA-. . . YUSUF. . . diye bağırıyorum. . .  insan böyle düşermiş demek ki. . . düştüğü yeri çılgın hazların kucağı gibi düşünerek. . . . sonra gözyaşları içinde secdelere varıyorum, soğuk suların altına girip tir tir titreyerek, bağışlama diliyorum. . . geceleyin ayetlerden bombalar atıyorum iblisin kuşattığı kalbime. . .  

* * *

Durumumu gözden geçiriyorum. ben şimdi ''dosdoğru yolun dışında, sapıtmışların mevkiinde miydim''
Çok şeyi bildiğimi zannediyordum, bu olay kafamdaki fırtınayı daha beter bir hale getirmişti, üzerine bastığımı düşündüğüm zeminin çatırtılarını duyuyordum, kumdan kalelerin üstünde kurmuşum inançlar dünyamı, etinde yakıcı azabını duymadığın şey senin bilgin olamazdı ki. . . bilgim putummuş,  anladım. . .  Kitap'ta helak edilen kavimlerin kıssaları anlatılır ve düşünürdüm,  NASIL BÖYLE KÖR OLABİLİYORLAR, diye şimdi görüyorum, ANLATILAN BENİM HİKAYEMDİ, TEK TEK HEPİMİZ BİRER YUSUF, BİRER FİRAVUNUZ,  Ebu leheb derdim'' din''e mesafeli insanlara, MEĞER BENMİŞİM CEHLİN BABASI DA KENDİSİ DE, BİZLERİZ İŞTE KUYULARDA OLAN. . .  

Her şeye laf yetiştiriyoruz, bilmediğimiz çözemediğimiz mesele yok,  tarih,  bilim , insanlık sanki arka bahçemiz, kutsallar babamızın malı, CENNETİ BİLE KISKANIYORUZ, BAŞKALARI GİRMESİN O KADAR MUTLUYUZ, bir arkadaşım vardı; kafirlerin cehennemden hiç çıkamayacaklarını, orada sonsuza kadar kalacaklarını keyifle anlatır, bundan hastalıklı bir saadet duyardı. . işte ellerimizde iman-din haritaları, şu iman dairesinde şu değil, satır gibi fetvalarımız, düzeni beğenmiyoruz, laik sistemde nasıl müslüman kalabileceğimizi din baronlarından öğreniyoruz, yeni bir yorum, bir müjdeli haber alamazsın bu psikopatlardan, varlık sebebi karşı kaleye gol atmak,  onlar cehennemi boylasa o kadar göklere uçacak, bazı akademisyenler tuğla gibi kitaplarında yazıyor, kıl tüy haram helal, yaşamak değil bir yasaklar manzumesi sanki hayat, hala sarıkta sakalda kalmış şaibeli tarikat liderleri, onuru şerefi örtüye hapseden, indirgeyen zır yobazlar, camii avlularında hilafet isteyen aklını kaçırmış gecekondu müslümanları, daha yirmisinde kızlar, tesettür yüzünden okuyamıyor, bunu utanmazca bir onur savaşı gibi gösteren imanı sıkı bir takım erkekler, örtünmeyi bu denli saplantı haline getiren kızlar,  bu inatlaşmanın KİBRİN BİÇİM DEĞİŞTİRMİŞ BİR GÖRÜNÜŞÜ OLDUĞUNU , bu delice hassasiyetin altındaki müthiş benlik iddiasının varlığını  görmüyorlar,   anlamıyorlar,  sistemle her türlü didişmeyi örtü kisvesiyle sürdürüyorlar, tarihimiz ortada, her türlü toplumsal talebi ŞERİAT İSTERUK teraneleriyle diline dolamış bu grupları tanıyoruz, karşı tarafta dinin her türlü görünümünden nefret eden bir azınlık, başka bir yanlışın sözcülüğüne soyunmuşlar. . . saçın sakalın üstünden bu siyasete mideler dayanmaz, peygamberin yamalı hırkasından söz edip ağlayanlar, lüks villalarda yaşayıp, fetva dağıtıyorlar. . . bu bilmiş kızlar bu koyu dindar çocuklar, daha otuzlarına bile varmadan  dünya,  islam,  siyaset,  evren. . .  hakkında kesin yargılara nasıl  varıyorlar. İŞTE EY CEMAATİ MÜSLİMİN, DİYORUM, KENDİ KENDİME BU ODADA , ÜLKEM İNSANLARIM, BÜTÜN BU OLUP BİTENLER HAKKINDA ÇOK ACI VAAZLAR VERİYORUM, SON SÖZLERİMDİR BUNLAR, İDDİALARIMDAN VAZGEÇİYORUM, İÇİMDEKİ SUYU TEMİZ SANMIŞTIM, herkes bilir hikayeyi, koskoca peygamber HZ.  Musa, Hızırla buluşur, ona öğrencilik yapmak için, fakat Hızırın işine karışır, şikayet eder, sızlanır ve olayların iç yüzüne vakıf olamaz, BİR PEYGAMBER BİLE ''GERÇEK BİLGİDEN BİHABER OLABİLİYORSA, bizler niçin böyle ustura keskinliğinde hayatların içine gömülüyoruz, neden inandığımız her şey bir mutlaklığa dönüşüyor. . . .

. . . . İşte bakıyoruz, yıllarca güya siyasetten şeytan görmüş gibi kaçan, gözü yaşlı bazı liderler, uluslar arası karanlık oyunların içinde parendeler atıyor,  yabancı  istihbaratla yatağa giriyor, bin türlü oyun, gırtlağına kadar cehalet içinde kalabalıklar, her türlü toplumsal kesimdeki çürüme,  kafalanmış okumuş muhafazakar çocuklar, her gün gazete köşelerinde tiksindiğimiz yüzler. . . hepinizi Allaha havale ediyorum, ben basit , isimsiz günahkar bir kasaba imamıyım, bu oyuna katılmıyorum, sizin ne cennetinize ne de cehenneminize inanıyorum, acıyla geçen iki yılım, işte bunları zehirle kusmak içinmiş, bir Amerikan yazarıydı galiba, imanı kelimelerden ibaret olanın cenneti de cehennemi de kelimelerden başka bir şey değildir,  der,  benim durumum buydu, kelimelerle savaşmış, gölgelere yenilmiştim, kendim bir gölgeyim zaten, BEN BU SÜMÜKLÜ LAĞIMLI KARANLIK KORİDORDAN ACIYLA GEÇTİM, işte bir kadın, sadece güzel bir kadın bile kalemi darmadağın edebildi. .  

. belki de diyorum bazı günahlar SENİ SENDEN KURTARMAK İÇİN ATILAN YEMDİRLER, ve Kur'an   eğer ALLAH'IN YARDIMI O'NA ULAŞMASAYDI,  YUSUF'UN,  KADININ DAVETİNE HAYIR DİYEMEYECEĞİNİ SÖYLER. . .  

Mesnevi'de geçen o hikaye muhteşemdir, iblis huzurdan kovulunca, peki der, ve Tanrıdan mühlet ister, kimin gerçekten er olduğunu anlamak için de bazı talepleri olur, Tanrı ona içkiyi, sarhoşluğu, kumarı verir, şeytan bunlar iyi de der, ben daha sıkı bir şey isterim,  nihayet  Tanrı ona KADINI VERİR, işte der iblis, bu muhteşem ve şıkır şıkır oynar. . . anlıyorum, her gün cennetten kovulup aşağıların aşağılarına atılan  da benim, İŞTE BU BEDEN, BU ACI SU. . . .  

* * *

SUSTUM. . . kendi vaazımı sadece kendime verdim, kimseyle bir hesabım kalmadı. . . Ben artık keloğlan gibi saf, Nasreddin Hoca gibi güler yüzlü olmak istiyorum, ulaşılacak tek ülkem var KALBİM. . .  

Gece ilerlemiş, avluya çıkıp adımlıyorum, havada bir yağmur hazırlığı. . .  komşuların lambaları sönmüş, evde yoklar, bu bir işaret belki de benim için, bir acıyış, bir rahmet kapısı. . . KARARIMI VERDİM.  

SEN İÇİMDEKİ MOLLA, BURADA SENİN İŞİN BİTTİ, ONU BUNU CEHENNEMLERE YOLLAMAK DA YOK ARTIK, SEN KENDİN CEHENNEMDİN ZATEN. . .  

derin bir nefes alıyorum, çınarlara bakıp gülümsüyorum. . . sessizlik. . .  

bilinmez bir yerlerden ağustos böcekleri. . .  

 

Bülent Gariboğlu

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2006-12-06 13:44:31 - kadınlar / charles bukowski

Yazan kevserbanu

Bana http://www.netlarus.com/golgedekiler sitesindeki şu alıntıyı hatırlattı,

... ama yine de kadınlar -iyi kadınlar- korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuna sahip olmak istiyorlardı, oysa ben, ruhumdan artakalanı kendime saklamak istiyordum.Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü ölümcül ve acımasızdılar, özel isteklerde de bulunmuyorlardı. Gittiklerinde hiçbirşey yitirilmiş olmuyordu.

Ama bedeli fahiş de olsa sevecen, iyi bir kadının özlemini çekiyordum.

İki türlü de kayıptaydım.



kadınlar / charles bukowski
Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

bAŞKayOL

************ EDEBİYAT DERGİSİ ve TASAVVUF SEÇKİSİ ************ "Aşıkların bAŞKadır yOLu..." ********************************

SON YORUMLAR

Teşekkürler
SİPARİŞ FOTOĞRAF
yanlızdım o akşam
Tebrik
...
...
...
AHMET KOÇAK
AHMET KOÇAK
...

İÇİMDEKİLER

KAPAK
ÖZ
GÖÇENLER
ELMEK
aYKıRı
bAŞKasANAt
sim(EREN)ya

AHİYAN

KOMŞULAR

derin
hamitakcay
ibnarabi
sufikalbi
huznumsel
eroman
adigebatur
ivriz
ergenc
Ahmet KOÇAK
ereglim
mutlusuz
stillhappy
kevserbanu
turabi
orkunintifada
thelosthighway
fakiramagururlu
sirazelogos
oguzhangencer
incimercan
turgutuyar
tulipanigra
eslemnokta
genocide


www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al