saçımdaki ilk beyaza - "aşıkların bAŞKadır yOLu..." - Blogcu



"aşıkların bAŞKadır yOLu..."

6/4/2007 - saçımdaki ilk beyaza

Kategori: BiLAL_iBiLEME

 

SAÇIMDAKİ İLK BEYAZA

Harmanın yığılması gerekiyorken akşama, Bir çocuk inadına yırtınırken kumların içinde, Elindeki dirgeni hızlı hızlı yığınlara daldırırken bir kadın , Ve karnındaki çocuğu düşürmeye çalışırken , Annem...!

Postacı iyi tutunmuştu bana, ya da ben postacıya...

Seni  ne  kadar  özlemiştim.   Minik bir  bedeni,  altıncı  defa hayata hazırlamaya çalışıyordu çiş kokulu zıbınlar, sararmış esvaplar, sonradan lastik pabuçlar.

Lastik pabuçlarımı çok sevmiştim. Tam on dört yıl onunla yürüdük sana doğru. İçleri ne kadar sıcaktı kış günlerinde ve ne kadar sıcaktı yaz günlerinde. Hani sen, bizi iki milimlik boyunla seyretmiştin o gün. Hani, onu gördüğümde, bana ne olduğunu anlayamadığım; ama küflü bir kepçenin gelip mideme musallat olduğu o gün, öğretmenimiz : " Girin çocuklar!" demişti. Gülerek girmişlerdi içeri. Nasıl ısınmıştı beynim ve o varken, nasıl ısınıyordu lastik pabuçların içi.

Kapının önünde kaç yıl geçmişti?. Kaç nefes, yırtarak geçti boğazımı? Nasıl bir düğümle bağlanmıştı ayaklarım ki çözemiyordum bir türlü bu düğümü. Süzülürken yarım aksak adımlarla içeri ve otururken ilk defa, yumuşak bir koltuğa ve otururken benimle birlikte, iğrenç bir koku her koltuğa, her buruna, parmak aralarımda vıcık vıcık olmuş çamur, otururken tertemiz halıya, uzamıştın biraz daha, biliyordum.Eğilip görmek istemiştin gözlerimi. Biliyordum ki her telinden, her kısacık telinden, incecik bir yağ sızmıştı da o zaman, kokusunu ben duymuştum.

Çocukları annelerine teslim eden, adresi hiç şaşırmadan teslim eden, sonra başka başka annelere giden her postacıdan nefret etmiştim o gün. En çok da, beni taşıyan postacıdan.

Bir kara haber gibi bakmıştı annem »yüzüme. Ne kadar sıcak bir gündü ve ne kadar soğuk bir gün. Ve ne kadar işi vardı annemin. Mektupta yazılanları biliyordu zaten ,okusun da ne yapsın. Daha doğrusu, okutsun da ne yapsın. Altıncı gelişiydim ben postacının ve altıncı boğazdım, ağzına kadar boş.

Kısık gözleri vardı annemin. Birkaç dişi vardı annemin. Çok işi vardı annemin. İşi gerçekten çoktu da, biç talihi yoktu annemin.

"Köyün en çukur yerinde, kimseciklerin olmadığı yerinde, yapayalnız doğurmuş beni annem." diyecektim de sonraları, kimseler inanmayacaktı bana.

Seni ne zaman görecek olsam, ne zaman seni yanımda hissetsem, hemen kolumdan tutarlar, bir yerlere götürürlerdi beni. Dar sokaklardan geçer, kırık, çürümüş tahta merdivenlerden çıkardık. Yaşlı, gözleri görmeyen, elleri titreyen, hiç gülmeyen-ya da bana öyle gelen- hiçbir şey bilmeyen; ama seni benden ayırmasını bilen bir adama teslim ederlerdi beni. Bükerdim boynumu. Senin bütün uğraşların, gün yüzüne çıkmak için çabalayışlarm, gencecik filizlerin, bu adamın yaşlı parmaklanyla veda ederlerdi hayata. Ne kadar acırdı içim, hiç sesimi çıkarmazdım. Boynum bükük, çürük tahtalarla buluşmanı seyrederdim senin. Sen ruhumdan sökülüp düşerken bölük bölük, gözyaşlarını karışırdı tahtaların kirli kanlarına.

Sokağa çıkınca nasıl da zordu yürümek. Bütün gözler o sipsivri kafama ve kepçe   kulaklarıma çevrilmiş  zannederdim.   Gözlerim  anlamsız  bakardı  toprağa.

İçimden birşeyler akardı. Sen canlıyken, benim gözlerimi hiç göremedin. Beni böyle görmesin diye, onun olabileceği yerlerden kaçışımı hiç görmedin sen.

Koyunlar, dere kenarında karınlarım doyururken, ben bir kayanın üstüne otururdum; sudaki görüntüne bakardım senin. Ellerim avutmaya çalışırdı seni. Her telinde ayrı ayrı dolaşırdı parmaklanın. Oysa sen, ne kadar da kızgındın bana. Ne kadar sertti bakışların. Bakışların bir mızrak olur, girerdi kalbime. Ve kan yol bulurdu gözlerimden dışarı.

Yaşlı düşmanın, her öldürdüğünde seni, daha da çoğalıyordu senin askerlerin. Güneşe ne kadar hasrettin. Ne kadar hasrettin güneşe.

Ve güneşe, doğduğun yerlerden çok uzaklarda "merhaba!" dedin, "merhaba!" Küçücük bir dükkanın, tozlu bir köşesinde görmüştün önce onu. Küçücük bakışlarla baktın ona, uzanmak istedin. Parmakların, ceplerinin içinden bacağmı çimdikledi; ben biliyorum. Cebin bomboştu ve bacağın acıyordu. Yurda koşarak gelmiştin. Kaç saat yalvarmıştın, bir arkadaşından, biraz para koparabilmek için. Ve yine koşarak dönmüştün dükkana, nefes nefese uzatmıştın parayı dükkanın yaşlı sahibine.

O gece, kaç kere yatağından kalkıp aynanın karşısına geçtin, utangaç bakışlarla. Nasıl çarpıyordu kalbin. Sevdiğinle ilk kucaklaşmanızı hatırlıyorum. Kim kimi çarpmıştı? Kim kime çarpılmıştı? Nasıl da ayak dilemiştin önce. Ne yalvarmalar, ne ağlamalar kâr etti. Her şey yolunda gibi görünüyor, tam uysallaşıyorsun, sonra yine önceki vahşi tavrmı takmıyorsun. Yılların nefreti vardı üzerinde. Her bıçak, biraz daha bilemişti seni. Nasıl da uslanmaz duruyordun. Ama o küçük bakkalda, küçük bir kutunun içindeki -adını sonradan öğreneceğim- iksir yola getirmişti seni. Önceki görüntünü biraz yitirmiştin ama olsun yola gelmiştin ya. Aşkın keskin bıçağına teslim ettiğinde boynunu , için nasıl da rahattı. Ellerini kafanın altına koyup, gözlerim tavana dikerek saatlerce yatmıştın ranzanda. Yüzünde gülücükler...

Buluşmalarınız günlerce sürdü sevdiğinle. Günlerce kaçak kaçak girdiniz okul kapısından. Okul kapısmda aşk cellatları...

Ve okul kapısı, yakaladı incecik boynundan. Sımsıkı kavradı titreyen boynunu, bastırdı yere doğru, sürükledi seni, okulun bir başka karanlık kapısına. Parmaklarındaki ateşli nefretin damlaları sıvandı boynuna. Ne dayaklar, ne küfürler yedin o gün. Kendini nasıl aşağılanmış hissettin. Herkes sana bakarken ve gülerken herkes sana, nasıl küfretmiştin o, işine sadık postacıya. O gün senin parçaların ve yarinin parçaları, yani yüreğin,savrulup atılmıştı pisliklerle dolu, pis bir kovaya. Başını bir süre kaldıramamıştın kovanın üstünden. Ve o, küflü büyük kazan kepçesi, gelip savunmuştu yine mideni. Sallanmıştı her yer, sallanmıştı gururun.

"Anne!" dedin, "anne!" O gün, harman yerinde, biraz daha uğraşsaydm ya. Dirgenin sivri ucunu... Kıyamadın annene. Nasıl yaralanmıştın o gün. Nasıl girmişti dirgenin bütün kör parmakları gözlerine. Gözün hiç kanamamıştı.

Şimdi, İstanbul'un cömert güneşleri besliyor seni. Ne elleri titreyen, hern başını hem de içini acıtan yaşlı berberler ne de okul kapısmda bekleyen aşk cellatları... Nasıl bırakmıştın kendim İstanbul'un nemli rüzgârlarına. Sahi, gözümü ilk kez İstanbul'da görmüştün. Ben de siyahlığını senin. Ve orda tanımıştık birbirimizi, yıllar sonra;

Yıllar sonra, doyasıya,

Yıllar sonra, kıyasıya.

Nasıl da hasretmişim sana, sen nasıl da hasretmişsin bana. Bugünlerde kara bulutlar dolaşıyor üstümüzde. Ben biliyorum ki yağmuru olmaz kara bulutların.

On dört yıl, beni sana taşıyan lastik pabuçlarımı düşünüyorum şimdi. Hiçbir yerde rastlamıyorum artık .onlara. Nasıl da alışmıştık birbirimize. Onlar, benim, yaralarımı sararlardı; ben de onların yaralarım sarardım. Bazen kızardık birbirimize. Onlar hınçlarını benim topuklarımdan çıkarırlardı ama olsun, sevmiştik birbirimizi. Nerede çürütüyorlar sevdalarım, hangi topraklan dolduruyorlar şimdi içlerine , bilmiyorum; ama ayaklarımda hâlâ onların iğrenç kokulan. Benim kokularım.

özgüllük yaramadı sana, benim zayıf dostum. "Özgürlük" dedin ve bırakıp gittin yavaş yavaş beni. Bırakıp gittin, güneşlerini. Hangi kuytularda avutacaksın şimdi kendini? Ben hangi kuytulara sığınacağım? Saklanacak yerim yok. Tanıyor beni bütün kuytularım.

Oysa ne umutlarla büyütmüştük birbirimizi. Kaç yastığa, kendinden bir iz bırakmıştı yumuşacık kanın. • Sen gittin yavaş yavaş, ben yavaş yavaş izlerimi kaybettim. Hangi patikaya vurayım şimdi kendimi? Hangi dağlara yaslanayım?

Cellatlara birlikte uzatmıştık boyunlarımızı hatırlasana. Hani bir resim öğretmenimiz vardı. Nasıl bir hışımla tutardı ikimizi, kulağımıza yakın bölgeden. Hani o en çok acıyan bölgeden. Yukarı doğru asılırken* seni, hangi nefretleri taşırdı parmaklarında? Bn-akmamıştm beni. Gözlerimden yaş , kalbimden kan damlamıştı hani, sen bırakmamıştın beni.

Şimdi bir mektup bırakmışsın ardında. Bir mektup... Resim öğretmeninin en sevdiği yere bırakmış mektubunu, postacı. Önce inanamadım. Sonra uykulu gözlerle okumaya çalıştım mektubunu.

Dostum! Gümüş bir kâğıda, hızla çiziktirilmiş harflerin. Harflerini topluyorum kaç gündür kör bir dirgenle. Harmanlar yığıyorum harflerinden. Hava ölümüne sıcak.

Bütün harmanlarda seni biriktiriyorum anne. Dirgenler her saplanışında yığınların bağrına, beni savuruyorlar patozun en keskin dişlilerine.

Anne! Bilemezsin belim nasıl da ağrıyor. Ve elim... Titreyerek ellerim, başakların en beyazına uzanıyor. En beyazına kusuyorum bütün nefretimi. Tarağa direndiği gibi direniyor önce, yakalayamıyorum.

Yakalayamıyorum, hayat önümden akıp gidiyor. Bembeyaz bir başağa ihanet ediyorum. Bembeyaz bir kepçeyle dost oluyorum. Titreyerek söküyor başağı elim. Zarfı açınca göreceğin, Bembeyaz bir ihanetimdir benim.

Çöp kovasında paramparçaydı saçlarım ve paramparçaydı tarağım. Tarak benden beter şimdi. Her kavuşmasında, eski sevgilisinin binlerce canını alıyor da yine iflah olmuyor. Başımın üstünde kara bulutlar yok şimdi. Güneş her gün yeni başaklar büyütüyor . Ben tohumlarla avunuyorum. Beraber uzatalım yine boynumuzu cellatlara, benim beyaz dostum.

Ve biliyorum ki artık, beni hiç mektupsuz bırakmayacaksın. Ta enseme kadar, ya da ben seni, siyah saçlı bir boyayla, aldatana kadar.

Ellerim sana uzanırsa bundan sonra, bil ki bu, okşamak için olacak.

 

Bilal İBİLEME

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-10-18 12:54:58 - Teşekkürler

Yazan isimsiz
Bu yazı daha burda yoktu ben dinlerken.Sizden değil de bir meslektaştınızdan dinlemiştim.Siz okumazdınız çünkü öyle.Napsın insan sizi okuyunca,napsın da engel olsun kendine,değerinizi başkalarına aktarma isteğine!Daha adınız yoktu o zaman Aykırı'da.Hep vardı da yazmıyordu.Sonunda başka bir meslektaşınız da ikna edebildi mi sizi merak ediyorum yoksa artık değerinizin farkına varıp bizleri aydınlatmaya mı karar verdiniz?Aslında aslını önemsemiyorum.İyiki Nevzat Karalp ANDL'den geçtiniz de sizi tanıdım.Yazılarınızın devamını okumayı bekliyorum,yayımlamamazlık etmeyin nolur,teşekkürler...
Bağlantı

2009-02-04 14:40:26 - maziden talebe

Yazan isimsiz
çok tanıdık bi yazı bu gercekten benim hocammı yoksa bilal ibileme anadolu imam hatipte görev yapan bilal ibileme mi mazi nasıl da canlandı gözümde hiç bilmedi bendeki degerini bilal ibileme keşke bilseydi bilal ibileme şimdi bilsin artık o hep kalbimde hocama derin saygı ve sevgilerimle
Bağlantı

2008-04-04 10:37:10 - saçındaki ak

Yazan habersiz
bu şiiri kime ve ne için yazıldığını tahmin ediyorum.iki hain birleşip yazmış insanlar hep geriye dönmek istese ileriye görmek mümkün olur mu bu ister aşk ister hayat fark etmez
Bağlantı

2007-07-23 13:23:39 - HİÇTEKİ İÇ

Yazan isimsiz
HİÇbir şey söyleyemiyorum ihanet korkusundan benDE HOCAM
Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

bAŞKayOL

************ EDEBİYAT DERGİSİ ve TASAVVUF SEÇKİSİ ************ "Aşıkların bAŞKadır yOLu..." ********************************

SON YORUMLAR

Teşekkürler
SİPARİŞ FOTOĞRAF
yanlızdım o akşam
Tebrik
...
...
...
AHMET KOÇAK
AHMET KOÇAK
...

İÇİMDEKİLER

KAPAK
ÖZ
GÖÇENLER
ELMEK
aYKıRı
bAŞKasANAt
sim(EREN)ya

AHİYAN

KOMŞULAR

derin
hamitakcay
ibnarabi
sufikalbi
huznumsel
eroman
adigebatur
ivriz
ergenc
Ahmet KOÇAK
ereglim
mutlusuz
stillhappy
kevserbanu
turabi
orkunintifada
thelosthighway
fakiramagururlu
sirazelogos
oguzhangencer
incimercan
turgutuyar
tulipanigra
eslemnokta
genocide


www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al