|

Benim Burada Ne İşim Var?
Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ama sizin beklediğiniz gibi olmayacağı da kesin!
“Benim burada ne işim var?” diye kendi kendinize sorduğunuz ama nerede olmanız gerektiği konusunda da en ufak bir fikrinizin olmadığı zamanlarda, sanki olağanüstü işler yapmak için yaratıldığınızı düşünürken bir yandan da olağanüstülüğe inanmadığınızı hatta hayatta hiçbir olayın, hiç kimsenin sizi şaşırtmadığını, heyecanlandırmadığını sakinlikle anlayıverirsiniz.
Birdenbire içinizi kaplayan bu sakinliği aslında “sıkıntı” olarak da adlandıranlar olacaktır. Ama yalnız siz farkındasınızdır, bir bakıma anlamsızlıklar zinciriyle bağlanmış bir hayatın içerisinde, “debelenme” ye gerek olmadığının ve dinginlikle teslim olmak gerektiğinin. “Yalnız olan siz” farkındasınız aslında “kalabalık olan siz” değildir asla! Zaten bu hisse kapılan yalnız siz değilsinizdir belki ama “yalnız olan siz” böyle sanırsınız.
Yalnız mısınız sizce? Olabilir mi böyle bir durum?
“Çok yalnızım abi ya!” deyip dururdu S. ve asla yalnız kalmazdı bir yandan, belki kalamazdı. Bu cümleyi en kalabalık olduğumuz anlarda söylerdi. Kasıtlı söylediğini düşünebilirdiniz onu tanımıyor olsanız. Öyle midir gerçekten; insanın yalnızlığını anlaması için mutlaka kalabalık hayatı mı olmalı? Hayatını kalabalıklaştırmakla, kalabalık bir hayat aynı mıdır? Kalabalık bir hayatı olmayıp hayatı kalabalık olan bir insan olamaz mı? Ya da tam tersi?
İnsanlar, sürekli yalnızlığı istemezler. Bu yüzden diğer insanlarla olabildiğince çok bağları olsun, tanışsınlar, görüşsünler, birlikte eğlenip, birlikte üzülsünler; hatta birlikte yaşansın isterler. Daha da ileri gidip birlikte tükenerek ölmek isteyenler çoğunluktadır yer yüzünde... Yalnız kalmamak adına gösterilen bu çırpınışlar sonuç verir bir süre; okul arkadaşları olur, iş arkadaşları olur, erkek veya kız arkadaşları olur, hayat arkadaşları olur insanların. Unuturlar yalnızlıklarını; kalabalıklaşır hayatları... Ama garip bir çelişkiyle, kalabalıklaştıkça hayatları, ne kadar da yalnız olduklarını birden dehşete kapılarak görürler. Bundan kurtulmak için daha da kalabalıklaştırırlar hayatlarını, kalabalıklaştırdıkça daha da yalnızlaşırlar ve yalnızlaştıkça daha da kalabalıklaştırırlar... Böyle sürüp gider işte; kurtulmaya çalıştıkça daha fazla batarlar: Bataklık gibi...
Oysa bu duygudan asla kurtulunamayacağının bilincine ererek dinginlikle durumu kabullenip kalabalıklaştırmamak gerekir hayatı. Yoksa “onlar”la kalabalıklaşan hayatımızla birlikte, hayatımızı kalabalıklaştıran “anlar” da peşimizi asla bırakmayacak. Bir yere ait hissetmeyeceksiniz kendinizi, bir sınıfa, bir topluluğa, hatta birine... Üstelik nerede ve kiminle olmanız gerektiği hakkında en ufak bir fikriniz olmadan anlayıvereceksiniz bunu!
Onun için değil midir çılgınca koşuşturmalar, onun için değil midir her an acele bir işimiz varmış gibi sağa sola çarpmalarımız, çok önemli bir buluşmamıza geç kalmışız gibi tedirgin oluşumuz onun için değil midir? Hangimiz durup dururken kendimizi güvende hissetmediğimizde, durup dururken kızdığımızda, durup dururken ne yapacağımızı bilemediğimizde; unuttuğumuz bir şey birdenbire aklımıza gelmiş gibi durup dururken aniden harekete geçmiyoruz? Durup dururken ama asla nereye gideceğimizi bilmeden ve bir o kadar da hızla... Belki de durduğumuz oranda hızlı!
Sonra ne oluyor?
Koskoca bir hiç! Durup dururken başladığımız hareket gittikçe yavaşlıyor, gittikçe yavaşlıyor, yavaşlıyor ve yine başa dönüyoruz: Durgunluk! Durağan bir hayatın sıkıntısıyla yaptığınız her şey, sizi daha da durağan hale getirip neredeyse öldürmüyor mu! Efendim? Siz öyle zannedin!
Neden sıkılıyorsunuz o zaman yaptığınız işlerden hemen; neden bitiremiyorsunuz büyük heveslerle başladıklarınızı, işiniz neden sıradanlaşıyor bir süre sonra, kitabın ilk sayfalarında neden vaz geçiyorsunuz okumaktan, sonuçta seksi bile sanki yemek yer gibi alışkanlıkla yapıyorsunuz neden? Duyamadım?
Ne yaparsanız yapın, doyumsuz hayatınızı sıradanlık fahişesinin umursamamaz bedeninden kurtaramayacaksınız. Ve elbette kendinizi de; hayatı kendinizden ibaret sanıyorsanız eğer! Ne yaparsanız yapın sadece “yapmış” olacaksınız, asla “yaşamış” değil!
Ve günün birinde tıpkı benim sorduğum gibi kendi kendinize düşüneceksiniz bir sabah:
“Benim burada ne işim var?”
Metah ÇAKKO
|