|

DİLEMEDİ!
_ Kurtuluşum ol benim, karmaşam değil! dediğinde bir çoban İsa’ya, İsa hüngür hüngür ağladı. Niye ağladığını havarileri bilemedi. Dediği şu oldu:
_ Beni öven kendini över…
Sonra sesler kesildi sıcak sarı çölde, bir bedevi yaklaştı İsa’ya ve dedi:
_ Ey öğretmen! Benim bir devem var, devenin neyi var?
İsa göklerin kapılarına doğru baktı, konuşacaktı…Vazgeçti, yüreğini dağladı! Niye dağladığını havarileri bilemedi. Bedevi gittiğinde dediği şu oldu:
_ Bana söven kendine söver…
Bir şehre ulaştıklarında öğlen olmuştu. İsa gidip yıkık bir evin yanında durdu. Uzun uzun baktı. Dönüp bir bezirgandan zeytinyağı aldı. Birazını yıkık evin duvarlarına saçtı. Birazıyla havarilerinin ve en son kendinin saçlarını yağladı. Niye yağladığını havarileri bilemedi. Dediği şu oldu:
_ Beni döven kendini döver…
Atlı ve zırhlı askerler toz-duman içinde geçerken İsa çekilmedi. Havarilerin yüreği ağzına geldi. Askerlerden biri bağırdı ona:
_ Çekil!
İsa’nın gözlerinden yine yaşlar çağladı. Niye çağladığını havarileri bilemedi. Dediği şu oldu:
_ Beni kovan kendini kovar…
Havariler birbirine bakışırken onlara şaşkınlık ne de yakıştı. İsa’nın gözlerinden yaşlar akışırken ve yavaş yavaş gün ışırken bir deniz kıyısına ulaştılar. İsa üzerinden bir parça ip koparıp parmağına bağladı. Niye bağladığını havarileri bilemedi. Dediği şu oldu:
_ Beni seven kendini sever…
O çobanın koyununu çalan o bedeviyi tutukladı o asker… Tazminat olarak bedevinin devesi verildi çobana... Bedevi, yolda kendini tutuklayan askeri öldürdü ve kaçıp o şehre erişti. O yıkık evin gölgesinde soluklanırken, duvar üzerine yıkılıp öldü.
Havarileri bütün bunların hiçbirini bilemedi.
Bütün bunlar olunca, İsa parmağına doladığı ipi çıkardı. Niye çıkardığını havarileri bilemedi.
İsa bu sefer hiçbir şey demedi!
Metah ÇAKKO
|