|

dağıtmış hikayeler-3
bakmıyorlardı birbirlerine,adam öfke doluydu,kadın daha da fazlasını duyuyordu,kalabalık caddede insanlara çarpa çarpa yürüyorlardı,adam küfrediyor boğuk bir mırıltılyla''ulan...insan şöyle ağız dolusu sövemiyor bile,şu kalabalığa bak,her yer tıklım tıkış,leş gibi insan yığınları,ne lüzumsuz bir şey...ne biçim bir israf....tövbe yarabbi.... ''babam da böyle söylemez miydi,giderek ona mı benziyorum nedir,ama o efendi bi adamdı,böyle benim gibi sinir krizlerine girmezdi ya,ah baba şu halime bak,neler yapıyor hayırsız oğlun...''öfkesinden soğuğu bile hissetmiyordu,ince bir kazak giymişti sırtına,göz ucuyla kadına baktı,su damlacıkları içinde saçları,başı kalın örgü atkısının içinde,kimbilir neler geçiyor,hayatta anlayamazsın,şimdi o şalterlerini indirmiştir,bu dünyayla alakası belirsiz,başka bir gezegenin yörüngesinde seyrediyor, ihtimal.... alnı incecikten terlemişti,sol kaşının üstünde belli belirsiz bir sızı;''ulan yoksa migrenim mi tutacak,tam da sırası ha!..''adam durdu,parmakları kıpkırmızı,uçlarında küçük buz iğnecikleri,bunca cep kalabalığı içinde sigara aranıyo,bul bulabilrsen...kadın ilerledi ve bir merdivenin başında kayboldu;''git,git bakalım...cehenneme kadar yolun var,daha da ötelere git,benden uzaklara...''havada ahlaksız bir ayaz, rüzgar kararsız sağa sola sldırıyor,gri kış akşamı ortalık ışık denizi, homurtuyla bir otobüs geçiyor yanından,solgun lambaların altında yorgun yüzler, anlamsız, beklentisiz, ellerine damlalar düşüyor,kar mı yağmur mu belli değil,sigarayı bulabildi,kibritin kısa süren saltanatı, parlıyor, içinde bir sıcaklık,ilk dumanlar telaşla dağılıyor,''burdayım''diyor alnının sol yanındaki ağrı,bu akşam beraberiz der gibi,hemen iyi bi ağrı kesici almalıyım,yoksa duman eder beni,sigara biti bitecek,ne çabuk,hiç bişey anlamadım ki...eee diyor,gevezenin sigarasını rüzgar içer, demişler, ben geveze miyim, evet en azından içinden gevezesin...
hep senin yüzünden,diye homurdanıyor,az önce kadının gittiği boşluğa bakarak,senin yüzünden,soğuğun,karın,bu buz gibi akşamın,şu kafamın içinde çınlayan ağrının yüzünden,bu berbat şeyler,bu başıma gelen şeyler... ağzından çıkan buhar daha da yoğun,trafik lambaları çabuk yanıp sönüyor, cadde daha mı kalabalık ne...iş çıkışı insanları,güdümlü füzeler gibi evlerine,cehennemlerine ya da cennetlerine gidiyorlar.
kararsızdı, peşinden mi gitsem,yok canım,asla;yoksa bi bilet alıp ''memlekete'' mi atsam kapağı,öyle ya eğer ortada sorunlu bir ilşki varsa insan şöyle dışardan bakmalı değil miydi hayatına,belli bir uzaklıktan çok farklı şeyler görebilirdi kişi ,anlamsızca kuşatılmışlığını anlayabilir, yeni çıkış yolları keşfedebilirdi,hem böylesi zamanlarda gün görmüş, feleğin çemberinden geçmiş bir dost pekala da sarabilirdi yaralarını...
''beyaz eşyada şok indirim''yazan vitrine doğru yürüdü,şurda bir sigara içeyim,hem sakinleşir,hem de ne yapacağımı düşünürüm,zonkluyordu alnı ve sırtı ürpertiler içinde,binanın saçaklarına sığındı,geçip gidenlere bakıyor,sigaradan derin bir nefes,hava yağmura döndü,ışklar dalgalanıyor otomobil farlarında,saçlarından süzülen damlalar,üşüyor,migreninin vuruşlarını duyuyor,kararlı,kesin vuruşlar,şimdi diyor,bir bardak çay olsa....bir bardak çay... bir bardak çaya krallığım,bir bardak çaya kırallığımı veririm...gülümsüyor,hala espiri yapabiliyorum işte..
içerden belli belirsiz bir şarkı geliyordu kulaklarına, ''vazgeçtim'' diyordu sesi kırık umutsuz bir kadın,şarkı, dükkanın ışıklarıyla birleşip adamın üstüne dökülüyordu...''bu...o şarkı mı yoksa,bu bizim şarkımız...'' fırladı birden,ahh akılsız başım benim akılsız,aptal...kadının kaybolduğu merdivenlerden hızla inmeye başladı,nasıl nasıl diyordu,nasıl izin verdim gitmesine,ahh çoktan gitmiştir....seviyordu kadını,şifa bulmaz bir hastalık gibi içime işlemiş,diyordu,açıklaması yoktu bunun...
indi merdivenlerden,istasyon tenhaydı,bariyerleri geçip peronlara vardı,metronun ayazı tokat gibi indi suratına, migrenin zonklamalarıyla kısılan gözleri onu aradı,paltosuna sarılmış birkaç adam,kimbilir hangi unutulmuş yaz gününün anısında saklanmış,bilinmez hangi şehirde sıcak bir cocukluk hayaline sarılmıştır,inanamadı,oradaydı işte,ayrılmaya katlanamamış, 'serserisine 'kıyamamıştı...ağır ağır yürüdü,o sessiz kıpırtısızdı,kavga anlarında çevresine ördüğü duvarla orada bekliyordu sevgilisi...''biliyor musun,böyle bir kareyi bir fransız filminde görmüştüm'' kadın cevap vermedi,yüzünü eğmiş raylara bakıyordu, ''haklısın, pisliğin tekiyim ben,aşağılık sesrserinin biriyim,haklısın hasta ruhlu bir adamım ben...kadın susuyor,karşı perona gelen trenin uğultusuna karışıyor adamın sözleri,soğuk rüzgar saçlarını uçuruyor kadının,uzun mantosunun eteklerini...biliyordum beni bekleyeceğini,dışarda yağmurda ıslanırken hissettim bunu...hadi çıkp bişeyler yiyelim,sana pizza ısmarlayayım....perona gelen trenin sesini duyuyorlar,bütün şehrin karanlığını, geldiği tünellerin nemini yüklenmiş,kadınla adamın üstüna boşaltıyor,kapılar açilıyo...''ben seni beklemedim,metroda arıza olmuş, yine yanılıyorsun,bir daha beni asla arama,ölüsün benim için'',diyor kadın...
tren geldiği gibi basıp gidiyor,boşluğa bakakalıyor adam,parmakları alnında,zonklamaların üstüne koymuş,bişeyler duyuyor bir şarkı mı,bir inleme mi,belki de ta içinden,içinde çağıldayan bir nehirden geliyor müzik:''yıllar geçse de üstünden-bu kalp seni unutur mu...''
''ben'' diyor adam, bu kareyi de bir filmde görmüş gibiyim sanki...
Bülent Gariboğlu
|