|

ASANSÖR
İnsanlar içimize girmeden önce, karşılarında kendilerini yansıtacak bir ayna görmek isterler. O aynayı göremezlerse asla girmezler içimize... Kendilerini göremezlerse içimizdeki aynada, bilirler boşluğa düşeceklerini... Ama kendilerini yansıtıyorsa içimizdeki ayna, o zaman rahatlıkla girerler.
Asansörler gibiyiz biz. Kimileri inmek ister, kimileri çıkmak... Biz sadece yaparız. Kata geldiklerinde çıkar giderler, kimse “Hayır, ben asansörde kalmak istiyorum!” demez. Çünkü asansörler dardır, karanlıktır.Penceresi bile yoktur dışarıya açılan...
Onlar inmek isterler; biz yaparız. Onlar çıkmak isterler; biz yaparız. Onlar isterler; biz yaparız. Biz sadece yaparız, düğmeye basan onlardır. Kata geldiklerinde çıkar giderler. Asansör, yeni birisi binmek isteyene kadar o katta kalır. Ama çok sürmez bu; çağıran olduğunda, yeni birisini taşımak için çağrıldığı kata giderler.
Onlar isterler, biz yaparız. Zemine inmek isteyeni çatıya çıkarmayız; çatıya çıkmak isteyeni de zemine indirmeyiz. Onlar çağırır, düğmeye onlar basar, biz sadece yaparız. Hiç şaşırmazlar gitmek istedikleri kata geldiklerinde... Bazı dalgınlar ise (bizi çağıran, kat için düğmeye basarak gitmek istedikleri yeri seçen kendileri oldukları halde) yine de şaşırırlar ve nefretle ayrılırlar kabinden... Kimini düşünemeyecekleri kadar yükseğe çıkarırız; akıları havada, korkarlar. Kimini bilemeyecekleri kadar alçaltırız; ayakları yere basar, kızarlar. Oysa yalnız kendi dalgınlıklarıdır bunu yaptıran bize... Biz sadece yaparız!
Ama bazen birini taşırken bir yerde takılırız. İçimizdeki hemen tedirgin olur ve çıkış yolları arar. Bir an önce kurtulmak ister bizden. Çünkü asansörler dardır, karanlıktır. Penceresi bile yoktur dışarıya açılan. Ve çok sürmez bu takılma; hemen bir tamirci gelir, içimizdekini çıkarır bizi eğip bükerek ve belki keserek... Yine eskisi gibi olur herşey; sadece yapmaya devam ederiz takılmadan.
Asansörler gibiyiz biz. Kimileri inmek ister, kimileri çıkmak... Düğmeye basan onlardır, biz sadece yaparız. Hiç şaşırmazlar gitmek istedikleri kata geldiklerinde ve çıkar giderler. Kimini düşünemeyecekleri kadar yükseğe çıkarırız; akıları havada, korkarlar. Kimini bilemeyecekleri kadar alçaltırız; ayakları yere basar, kızarlar. Bir an önce kurtulmak isterler bizden... Asansörler dardır çünkü, karanlıktır. Penceresi bile yoktur dışarıya açılan...
Onlar isterler; biz yaparız. Ama bazen bir yerde takılırız. İçimizdeki tedirgin olur ve çıkış yolları arar. Ve çok sürmez bu takılma; hemen bir tamirci gelir, içimizdekini çıkarır.Yine eskisi gibi olur herşey; “sadece yapma”ya devam ederiz takılmadan.
Ve gün gelir asansörü taşıyan çelikten teller kopar. Hızlı ve seçimsiz bir düşüşe geçer kabin. Son hızla ve son iniştir bu! Kimse basmamıştır düğmeye bu sefer, çünkü kimse dibe vurmak için binmez asansöre... Zaten öyle bir düğme de yoktur asansörlerde. Hızlı ve seçimsiz bir düşüşe kazara geçer asansörler, kendileri de istemezler. Çünkü onlar sadece yaparlar!
Yazık ki o anda bile ümit ettikleri tek şey; içlerinde birisinin olmamasıdır!
İnsanlar içimize girmeden önce, karşılarında kendilerini yansıtacak bir ayna görmek isterler. O aynayı göremezlerse asla girmezler içimize... Kendilerini göremezlerse içimizdeki aynada, bilirler boşluğa düşeceklerini... Ama kendilerini yansıtıyorsa içimizdeki ayna, o zaman rahatlıkla girerler.
Ahmet KOÇAK
|