TUNC_AY - "aşıkların bAŞKadır yOLu..." - Blogcu



"aşıkların bAŞKadır yOLu..."

1/9/2006 - kardeşlerim

Kategori: TUNC_AY

Kardeşlerim

 

Kaybolup gidecek bu gün de tarihin derinliğinde. Bir gün benim de kaybolup gideceğim gibi. İnsan neden çabalar yok olup gideceğini bile bile, miskin, kendi halinde bir hayat sürmek yerine neden her şeyi değiştirmek için kendini yiyip bitirir kardeşlerim. Sevgi ve nefret ikisi de boş değil mi? Seven de nefret eden de aynı toprağa karışmadı mı? Miskince yaşamak kardeşlerim, bu dünyada yapılacak en güzel şey. Boş vermişlik, acı ve mutluluğa yüz çevirme. İşte ben uzun süredir bu dediğimi yapıyorum. Hayatta kalacak kadar yaşıyorum, karnı tok domuz gibiyim. Ne acıyla ne mutlulukla işim yok benim, boş bakışlarla süzüyorum dünyayı.

 

Mutluluk için çabaladım, sonu gelmez bir yolmuş, yürüdüm, yürüdüm bir yere varamadım. Nice sonra mutluğun yürümek olduğunu anladım, meğer o da sonu olmayan bir kandırmacaymış. Sonra geri döndüm acıyı tatmak için, bu sefer de başladığım yere bir türlü ulaşamadım. Meğer acının da sonu yokmuş kardeşlerim. Bir gün bilge Diyojen’i tanıdım, dünya nimetleri ayağının altındayken onlara ulaşmak için eğilmeyen miskin adamı. İşte dedim kardeşlerim, dünyanın halini çözmüş biri varmış meğer. Her türlü yolun sonu delilikte son buluyormuş, her türlü acının da, zevkin de, ilmin de, bilgeliğin de... Ben de bu deli olmanın bilincine varmak için aklımı kaybetmeden seçtim deliliği.

 

            Kardeşlerim! Bırakın çabalamayı, bırakın kendinizi, miskinliğin tadını çıkarın. Bir gün her şeyin boş olduğunu anladığınızda zaten ben en başından anlamıştım ve boş vermiştim her şeyi deme mutluluğuna erişmek için bun yapın. Ya da bildiğiniz yoldan gidip kendinizi yiyip bitirin..

 

 

Tunç AY

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

1/8/2006 - ademlerin ve havvaların komedisi

Kategori: TUNC_AY

 

Âdemlerin ve Havvaların Komedisi

 

Âdem ve Havva birlikte ama yalnız, kendi dünyalarında yaşayıp gidiyordu. Her şey olabildiğince mükemmeldi. Fakat bu tekdüzelik Havva’nın canını sıktı, vakit geçirecek bir oyun arayışına girdi. İhtirasları, istekleri onu büyük bir günah işlemeye doğru sürüklüyordu. Sonsuz mutluluk yetmedi Havva’ya, daha fazlası, daha mükemmeli gerekiyordu bunun için Tanrının yasakladığı elmayı yemeye karar verdi. Fakat bu günahına Âdem’i de ortak etmeli, onu da yoldan çıkarmalıydı. Yoksa Âdem halinden oldukça memnundu, sessizlikte bulduğu huzur ona fazlasıyla yetiyordu.

 

Bütün Hıristiyanların ve Yahudilerin kısmen de Müslümanların iddia ettiği gibi Âdem’i Havva yoldan çıkardı ona elmayı yedirerek. Nice sonra anladı Âdem, yediği elma aslında bir ayvaydı. Ama nedense tarih boyunca bütün âdemler aynı ayvayı yediği halde Âdem’in yediğinin elma olduğuna inandı.

 

            Havva’nın oyununa gelerek cennetten kovulan Âdem içine kapandı, Tanrı ikisini birbirinden ayırmıştı çünkü.

 

Başlangıçta halinden oldukça memnundu Âdem... Tanrıya sonsuza dek Havva’dan uzak kalmak için dua etti ve sessiz, huzurlu, filozofça bir hayat sürmeye başladı. Havva’nın isteklerinden, her zaman daha fazlasını istemesinden, hiçbir şeyden memnun olmamasından bıkmıştı.

 

Ne var ki bir süre sonra bu yalnızlık Âdem’i iyice sıkmaya başladı. Tanrım ben Havva’sız yapamıyorum, Havva ile de yapamıyorum, ben en başından ayvayı yiyerek gelmişim zaten bu dünyaya, neden elma yediğim için beni cezalandırdın, cennetten çıkardın diye sitem etti Tanrıya ve Havva’ya kavuşmak için dua etti. Havva da yalnızlıktan oldukça bunalmış, isteklerini, memnuiyetsizliğini, ihtiraslarını sabırla paylaşan Âdem’i çok özlemişti.  Sonsuz inayet ve kudret sahibi Tanrı tarihin ilk âşıkları Âdem ve Havayı yeniden kavuşturdu ve ikisi de dünya telaşına kapıldı, çoluk çocuğa karıştı.

 

Havva cennetten daha yüksek mertebelere çıkacağını umarak yediği elma yüzünden dünyaya düşmenin acısıyla yaşadı bütün hayatı Adem ise razı olmuştu kaderine..

 

Ne yüce bir şeydi ki bu aşk insanlığı cennetten bile kovdurdu, birbirine kırdırdı. Belki de her şey bir hiç uğruna yaşanan komediydi. Her ne kadar acıklı bir durum olsa da bu durumu komediden başka bir kavram anlatamıyordu. Çünkü Âdem ve Havva bir araya geldiğinde sahip oldukları akıl yetisi kayboluyor, birlikte mükemmel saçmalıklar yapıyorlardı. Ayrı kaldıklarında da duyguları onları bırakıyor yaşama sevinçlerini kaybediyorlardı. Âdem akıl, Havva duyguydu. Ama tarih boyunca hiçbir Âdem ve Havva akıl ve duygu arasındaki sihirli dengeyi bulamadı.

Tunç AY

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

2/7/2006 - Tunç Ay

Kategori: TUNC_AY

Cehennemin Dibinden…

Sonunda bunu da yapıyorum işte, yazıyorum. Yazıyorum çünkü konuşacak kimse kalmadı benimle artık, yakında günlük bile tutmaya başlayacağım belki de. Varolmak dayanılmaz bir acı oldu benim için atık. Merdivenlerden usulca çıkarken ne kadar yaşlandığımı hissetmeye başladım. Ruhum çoktandır boylamıştı yeraltını ve ben yalnızca bedenimle kalmaya devam ediyordum hayatta.  Neydi benim varoluşumu dayanılmaz bir hale getiren hep onu düşünüyorum son günlerde ve bir cevap bulamadığım için bu soruya bu dayanılmaz anlamsızlığa son vermeyi düşünüyorum yakın bir gelecekte. Bir hasta bile olamadan terk etmek acı gelmiyor sanmayın buraları ama kalmak daha da bir derinden yaralıyor ruhumu. Kimseyi sevemez oldum artık, ilk önce kendimi terk ettim, şimdi sıra beni bu anlamsız acıya mahkûm eden siz sevgili dostlarımı terk etmekte. Benim yokluğumu ruhunuzun derinliklerine nakşedilmiş bir halde hissedeceksiniz ve beni hiç unutamayacaksınız sevgili dostlarım. Sizleri çok sevdiğim için gitmeye karar verdim ve ben gittiğimde muhalefet edecek birilerini bırakmayacağım ardımdan.

 

Yaşamak mı ölüm yoksa ölmek mi yaşamak anlayamadan gideceğim aranızdan. Ardımdan gözyaşlarıyla güleceksiniz biliyorum, her şeyi nasıl da yüzüstü bırakıp gittiğime bir türlü anlam veremeyip bana hasta tanısı koyacaksınız. Beni anlayamayacaksınız ama anlaşılmaz olduğumdan değil, anlamaya çalışmadığınızdan.

 

Son günlerde inandığım inanmadığım her şeyden şüphe eder oldum, en çok da varoluşumun anlamsızlığından şikâyetim. Çok denedim anlam yüklemeyi ama başaramadım işte. Belki de başardığımın kanıtı bu anlamsızlığa bir son verip her şeyi noktalamaktır dostlarım.

 

Ve sen sevgilim, en çok da sende takılıp kaldım hayatta. En çok senin eksikliğini hissettim hayatta ama beni hep uzağa attın, bütün benliğimi çiğneyip geldim yine yanına. Varoluşumun en güvendiğim anlamı olmanı istedim senden, sense benim yalnızlığımı vurdun yüzüme, benimle alay ettin seni bu kadar çok sevdiğim için.. Oysa sevgiye ve sevmeye o kadar ihtiyacım vardı ki bu bunalımlı halimde. Sen bensin bense senim sevgili, bakma sen, bu kadar acımasızca yazdığıma, benim derdim senle değil kendimle. Yoruldum karanlıkta, göremez oldum hiçbir yanımı artık.

 

İnsanlar ve siz kokuşmuş beyinli sürüngenler! Söyleyin sizin farkınız nedir benden? Neden mutlusunuz, mutsuzsunuz hayatta? Sizin mutluluklarınız, mutsuzluklarınız beni neden anlamsızlığa sürüklüyor? Kaçınız sevdiniz? Kaçınız varoluşunuzu problem edindiniz? Siz yoksunuz bu hayatta. Sizin yoksuzluğunuz yoksun kıldı beni insanlığımdan. Sevemez oldum ne yaşamayı ne de ölmeyi ve şimdi ruhum yeraltında bense mutsuz bir sürüngenim bu hayatta. Hep daha iyisini istemeye devam edin sizler. Ama yine de insanlığımı istediğim için sizden, sahip olduklarının değerini bilemeyen bir budalaydı diyin ardımdan benim için.

 

İnsanlar!!! İnsan kalanlar. Sizlerin mutluluğu için gidiyorum bu hayattan. Beni aptal mı sandınız! Sizleri sevmiyorum, sizleri sevemiyorum. Umurumda bile değil hanginizin ne yaptığı ben gittikten sonra. Benim varoluşum sizin mükemmelliğinize gölge düşürüyor. Kendinden başkasını sevemeyenler benim öldüğüm gibi ölemezler. Dünyaya sımsıkı bağlanıp cesetlerini sevmeyenlere zindandan başka bişey değildir burası. Onların ölmeye cesaretleri yoktur ve bu yüzden hep makyajlı dolaşırlar aramızda. Haykırıyorum size ey korkaklar!!! Bir gün siz de benim gibi öleceksiniz. Benden fazla yaşamanız sizi benden daha değerli ya da değersiz yapamayacak. Bir gün siz de öleceksiniz ve geleceksiniz ardımdan, tıpkı benim başkalarının ardından gittiğim gibi ve sizi cehennemde bekliyor olacağım. Benden sonra gelmeniz yanmanıza engel olmayacak sizin, üzgünüm.

 

Yakındır karanlık bir akıbet bekliyor beni. Bakmayın sizlere bağırıp durduğuma, benim dedim kendimle insanlar. Ama beni siz delirttiniz, hiç olmasa delirmeme yardım ettiniz. Artık sizinle aynı evi paylaşmam doğru olmaz, ama cehennemde ev sahipliği yapacağım size yine de, en kaynar sudan ikram edeceğim size ve en iğrenç irini sunacağım yemek diye önünüze. O kadar susuz ve o kadar aç olacaksınız ki orada benden çok su içecek ve benden çok irin yiyeceksiniz ve o zaman anlayacaksınız sizleri ne çok sevdiğimi… canım insanlar.

 Tunç AY

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/6/2006 - Tunç Ay

Kategori: TUNC_AY

Adam ve Kadın

Ve jüri sunuyu beğenmedi. Meleğin saçlarının uçları kırılmıştı. Sunu her açıdan güzeldi ama saçlar önemli bir kusurdu. Zaten ona göre onu melek yapan saçlarıydı. Adam ise onun özünü seviyordu. Adam kan kusuyordu o ise ona küsüyordu. Kelimelerin ardına saklanıyordu yine. Zaten hep anlaşamadıklarında anlaşmışlardı. Ama neyi anlamadıklarını anlatamamışlardı bir türlü. Hep anlatılamayanı konuşmak istediler. Sonunda kelimelerin zindanında şizofreni adayları oldular. Bilmiyorlardı ki bunun mümkün olmadığını ve insanlık tarihi boyunca kimsenin bunu başaramadığını. Yaşamalıydılar yaşanılmayanı ama yaşanılıyordu yaşadıkları. Adam bunu biliyordu ama yine hayatın anlamı bu diyordu o ise bu söze gülümsüyordu. Şu ana kadar istediğim her şey oldu ve ben hiç birine hayatın anlamı olarak bakmadım diyordu. Adam ise buna bir anlam veremiyordu çünkü ona göre aşkın içine inanç da giriyordu. Ve adam her şeyden önce O’na aşık olmanın gerekliliğine inanıyordu ve onu da bu şekilde sevmeliydi. Oysa ki O, adam O’na bir adım gittiğinde on adım geliyordu. Kadın ise ondan hep kaçıyordu. Akıl ve duygunun çatışmasından bahsediyordu ve hangisinin söylediğini yapacağını kestiremiyordu. Adam ise acımasızca kestiriyordu, çünkü acınacak durumdaydı, kan kusuyordu. Her şeyi göze almıştı ve sevdiği insanla ne şekilde olursa olsun mutlu olacağına inanıyordu. Zor günlerinse birbirlerini daha çok sevmeleri için bir fırsat olduğuna…. Oysa kolay bir günde zor olanı yapıyordu adam. Sus ve usulca git diyordu. Konuş ve gel diyemiyordu, dese de gelmeyeceğini biliyordu. Bir insanı sevmek başka insanları sevmeyi engellememeliydi ona göre. Ve insanların tümünü sevmeliydi insan hümanistçe.

Adam ise hümanizmaya karşıydı. İnsanın suyunun bozulduğunu söylüyordu ve herkese güvenmiyordu. Çünkü O’nun sınırlarını benimsemeyenin hiçbir sınır tanımayacağına inanıyordu. Hümanizm ise her türlü sınırın insani boyuta indirgenmesiydi. Tanrısal olana başkaldırının ilk merhalesiydi.

Adam açtı hep, ve doymayacağını düşünüyordu. Fazla bir şey istemiyordu  ama istediği hiçbir şey de olmamıştı. Onun ise istediği her şey olmuştu ve adam ölmüştü ve o buna acıyarak gülmüştü. Adam zaten bundan ölmüştü.   

Adam az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş sonra bir bakmış ki ardına bir arpa boyu yol gitmiş. Masalla gerçeği birbirine karıştırmış. Kendisini hep kaf dağında sanmış. Uyandığında ise böyle bir dağın olmadığını anlamış. Sonra masalın mı gerçek yoksa gerçeğin mi masal olduğuna bir türlü karar verememiş. Anlamış ki adam sadece sevmiş. Adamın kazandığı bişey yokmuş bu nedenle bişey kaybetmemiş kendisinin dışında. Kadın her şeyi bilinçaltına atmış sonra kadının dünyası tersine dönmüş. Adamın dünyası ise zaten tersmiş. Ve bu bir ümitten ibaretmiş… Ve kadın yazıyı anlamamış. Oysaki adam sadece yazmış, kış değilmiş.  Yazıdan bişey anlamayanın yazı da kışmış. Adam medenileşememiş, medeni leşmiş. Bu nedenle anlatamamış derdini. Anlayacağınız her şey adamda başlamış ve bitememiş. Bu nedenle de adam bitmiş…

Ve konuşarak kendisine gelmiş adam, anlamış ki yoktur O’ndan başka sadık sevgili. Sonra susarak bu şehirden O’na gitmiş. Ve her şey başlayamadığı yerde bitmiş. Gökten bir hıyar düşmüş adamın başına. Bu nedenle adam muradına erememiş ve okuyan da kerevetine çıkamamış.

 Tunç AY

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

4/5/2006 - Tunç Ay

Kategori: TUNC_AY

    Kadın ve Adam

            Adamın anlamının anlamsızlık olması kadına anlamsız geliyordu. Kadın adamı aramamıştı, adam bulmuştu onu. Kadın adamı sevip sevmediğini anlayamamıştı. Adamın plansız olduğunu görüyordu. Adamın kendisini çok sevdiğini biliyordu ama sevmenin evlenmek için yetmediğini de. Adam  çözmemeyi denedi kadını. Kadın ise çözümsüz bir denklem olmayı istiyordu. Adamın konuşmaları içki sofrasında meze gibiydi kadın için. Hoştu ama içi boştu. Kadın güçlü olmasını istiyordu adamın, adam ise kadına hayır diyemiyordu ve kadın adamın gidemeyeceğini düşünüyordu. Çünkü adamın kendisine madde ve şekil gibi aşık olduğunu düşünüyordu. Şekilsiz maddenin varolmasının ise imkansızlığını. Ama adam HİÇ, yoktan iyidir diyerek HİÇ’e gidebilirdi. Bu durumda şekle ihtiyacı kalmazdı. Ama bu zor bir ihtimaldi yine de. Öte yandan adam zor olanı kolay görmüyor da değildi.

               Kadın adamın sürekli şikayetleşmesinden şikayetçiydi. Aşıktı ama aşık olmanın ne demek olduğunu bilmiyordu. Kadınsa okumuştu bu işin aslını astarsız yazılardan ve biliyordu aşkın Aşkın’dan yoksun psikolojisini ve bu nedenle inanmıyordu aşkın kutsallığına.

               Kadın ne yapacağını kestiremiyordu. Adamın gitmesini ve gelmesini istemiyordu. Sonra bu belirsizlikten kendisi de sıkılıyordu. Hayatı boyunca önemli bir karar vermediğinden karar vermekten korkuyordu kadın. Anladığı kadarıyla adamı seviyordu. Geceleri onu düşünüyordu. Ama duygularına güvenmiyordu kadın. Kararını ertelemeliydi. Ama bu durumda bir çelişkiler yumağına dolanıyordu. Adam kadına yardım etmek istediğini söylüyordu ama kadın adamın da çelişkiler yaşadığını biliyordu. Adam da kendisinin pozitif versiyonuydu. Ölesiye seviyordu ama ölmek istemiyordu. Kendi ruh sağlığını düşünüyordu ve bu nedenle bitirmek istiyordu. Adam ne yapacağını kestirememekten şikayetçiydi hep. Ve işte arsızca gideceğini söylüyordu oysa bal gibi aşıktı kadına.

                Kadın adamın anlamsız kıskançlıklarına anlam veremiyordu. Kendisini anlayacak ve şefkatle yaklaşacak biri olmalıydı adam. Ve beklemesini bilmeliydi. Çok sabırsızdı, her şeyin hemen olmasını istiyordu. Oysa ağırbaşlı bir şekilde düşünse kadının da kendisini sevdiğini anlayabilirdi. Ama zor olanı isteyip kolay olanı tercih ediyordu. Ama kadın adamı sevdiğini söylememişti açıkça. Adam gittiğinde keşke demekten korkuyordu kadın. Ama yine de diyemiyordu sevdiğini.

                  Kadın adamı acıyarak seviyordu. Adam zaten bunun için gidiyordu. Adam hastaydı kendisine ve bu kadının hoşuna gidiyordu ama boşunaydı. Vakit tamam olunca silinecekti defterden belki de. Ama belki de gittiğinde onu gerçekten sevdiğini anlayacaktı. Ufff… Kadının canı sıkıldı. Zaten sıkılıyordu hep, adam da sıkmıştı canını. Ve adam da sıradan birisiydi zaten. Belki de değil di… sorular vardı kafasında kadının. Sonra ailesine ne diyecekti. Ya adam adi herifin tekiyse. Ya değilse… ne yapmalıydı? En doğrusu hiçbir şey yapmamak ve adamın gitmesine göz yummaktı. Mutsuzdu kadın adam olmadan önce de ve  varken de. Yine herkesi anlamsızca önemsiyordu. Adam onun özünü sevdiği halde güzelliğe düşkündü kadın. Herkesin kendisine baktığını sanıyordu ve güzel görünmeliydi herkese. Adam önemsizdi. O zaten aşıktı besbelli. Güzel olmasını isterdi ama ola ki güzelliğini kaybetse yine delice severdi onu. Adam serçeyi severdi zaten kadın tavus kuşunu. Sonra adam saz çalardı kadınsa gitar…

                  Kadın bi an kendini suçlu hissetti. Yazık olmuştu adamcağıza. Besbelli iyi kalpliydi. Gelmezdi elinden kötülük ve severdi, herkese güvenmese de, insanları. Hemencecik kaynaşıverirdi. Belki de felsefe okumasıydı onu böyle yapan.

                   Sonra düşündü kadın adamın yazıları üzerine söylediklerini. Yaşamadan yazamazsın gibi bişey dediğini anımsadı. Adam psikopatolojik vakıa diye düşündü. Yazılardaki kahramanlardan bile kıskanıyordu onu. Sonra adamın sözleri aklına geldi. Bir yazardan yazdıklarını yaşamasını beklemek haksızlık demişti. Ama adam paradoks içindeydi. Çünkü yaşadıklarını yazıyordu.

                   Kadın uzun uzun düşündü. Adamı seviyordu içten içten. Ama vazgeçilemeyen kimse olamazdı dünyada. Hem vazgeçen adamdı. Zaten adam bulmuştu onu. Kadının ne suçu vardı. Adam geldiği gibi gidiyordu. Kadın bi an kal dediğini hatırladı. Ama hala sevdiğini söylememişti. Ne yapmalıydı? Bu adam gidemez diye düşündü… Sonra ya giderse diye… Ve adam gidiyorum dedi. Kadın haykırmak istedi adamı sevdiğini ama sonra sustu…  Gökten bi şey de düşmedi. Adamın kafasına hiç olmasa hıyar düşmüştü. Kadının yine canı sıkıldı… ve bütün yazdıklarını çöpe attı.

                                                                                         Tunç AY

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

bAŞKayOL

************ EDEBİYAT DERGİSİ ve TASAVVUF SEÇKİSİ ************ "Aşıkların bAŞKadır yOLu..." ********************************

SON YORUMLAR

Teşekkürler
SİPARİŞ FOTOĞRAF
yanlızdım o akşam
Tebrik
...
...
...
AHMET KOÇAK
AHMET KOÇAK
...

İÇİMDEKİLER

KAPAK
ÖZ
GÖÇENLER
ELMEK
aYKıRı
bAŞKasANAt
sim(EREN)ya

AHİYAN

KOMŞULAR

derin
hamitakcay
ibnarabi
sufikalbi
huznumsel
eroman
adigebatur
ivriz
ergenc
Ahmet KOÇAK
ereglim
mutlusuz
stillhappy
kevserbanu
turabi
orkunintifada
thelosthighway
fakiramagururlu
sirazelogos
oguzhangencer
incimercan
turgutuyar
tulipanigra
eslemnokta
genocide


www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al
www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al